|
Av. Senih ÖZAY
Av. Murat Fatih ÜLKÜ
Av. Eren İLHAN GÜNEY
Av. Cem NEMUTLU
Av. Osman Betal Özay
1407sk. NO:2/5 Alsancak İzmir
Tel:4210094-95-96 Faks:4210115
avsenih@hotmail.com/erenguney@hotmail.com/cnemutlu@hotmail.com/mfulku@hotmail.com/betal_ozay@hotmail.com
T.C. ANKARA
BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
ANKARA 5.İDARE
MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
Dosya No :
2006/360
Yürütmeyi
durdurma kararının reddine itiraz eden:
Avni Arıkan
Vekili :
Senih Özay Avukat. ( adres antettedir. )
Karşı taraf :
İçişleri Bakanlığı – Ankara
Özü :20.4.2006
günlü ve 2006/360 sayılı yürütmenin durdurulması istemimizin reddine
dair karara karşı yasal 7 günlük süre içinde itiraz etmekten
ibarettir.
AÇIKLAMALAR :
A.
Yerel
Mahkeme davayı tarif ederken dahi yanlışlığa düşmüştür. Sürekli
“davacının herhangi bir plakada “sakat” işaretinin …”
denilmektedir. Halbuki Müvekkilimiz özürlüdür(sakat, engellidir).
Özürlülerin sağlık kurulu raporu ile edinebildikleri özel tertibatlı
bir aracı vardır. Plakası ............ dür. Bu plakasından hukuken her
bakımdan rahatsızdır. Bu konuda idareden talep yapmıştır. Talebi red
edilmiştir. Bu olumsuz işlemin iptalini istemektedir.
Halbuki
mahkeme “Bir davacı var. Canı herhangi bir plaka ile hukuken uğraşmak
istemektedir” anlamında cümleler kurmaktadır.
Bu cümleler
itirazda itinayla değerlendirilmelidir. Müvekkilimiz, dava
dilekçesinde kendisine ait araç için yaptığı itiraz dilekçelerini,
ilgili bakanlıklardan gelen cevap yazılarını ve sağlık kurulu raporunu
ek olarak sunmuştur. Bu teşekküldeki dosya incelenmiş olmasına rağmen
bu şekildeki savunma, anlaşılır değildir.
B.
Öte yandan
idare 2 gerekçe ile işlemi savunmaktadır.
“Özürlüler,
özürlü araçları için ÖTV’den muaftırlar. Bu haklarını ihlal edip
etmediklerini anlamak için plakada işaret şarttır”.
Çok yanlış bir düşünce, bir arabanın plakasında “sakat” işareti varken
ve seyir halindeyken, polis plakasında “sakat” işareti bulunan aracın
sürücüsünün “sakat” olduğunu hangi yöntemle anlayabilmektedir anlamak
mümkün değildir. Sürücü koltuğunda oturan bir insanın, araç seyir
halindeyken engelli olduğunun anlaşılması ve bu işlemden o kişinin ÖTV
muafiyetinden yararlanma hakkının olup olmadığı kararına varılabilmesi
hiç de anlaşılır bir anlatım değildir. Polisin arabayı durdurması
durumunda zaten sürücünün “sakat” olduğu görsel olarak ve aracın
sakatlara özgü düzenlenmiş araba olduğu ruhsatnamesinden (trafik
tescil belgesinden) anlaşılacaktır. Polisin, aracı durdurup sürücüsüne
evraklarını çıkar demesi lüks değildir. Türk polisi, trafik
sorunlarını çözmüş ve vergi suistimalini mi üstlenmiştir. O uzaktan
bakar görür ceza yazar, geçer gider. Bunun böyle olmadığını herkes
bilir.
İkincisi
“engelli sürücüyü diğer sürücüler fark etmelidir. Aksi halde
engelli sürücü, engelsiz sürücünün üstüne üstüne gelir hatta üstüne
çıkabilir.’’ Bunun böyle olmadığını herkes bilir. Olmaz böyle
hukuksuzluk… Bunun anlamı Türkiye’de tüm trafik kazalarını sadece
engelli sürücüler yapar demek kadar gaflet içinde olmaktır.
Öte yandan
dosya kapsamı tekrar incelendiğinde ve ek yazılarla Bölge idare
mahkemesinin istemimiz doğrultusunda karar vereceğine inanıyoruz.
1)
BİR TEK ENGELLİ SÜRÜCÜNÜN
ARACINDAKİ PLAKAYI DİĞERLERİNDEN AYIRIŞTIRAN İŞARETİN BULUNMASI
EŞİTLİK İLKELERİNE AYKIRIDIR.
Karayolları ve Trafik Yasasına göre
araçların plakalarında bazı ayrımlar vardır. Örneğin resmi daire
plakalarının siyah üzerine beyaz olması, diplomat plakalarının mavi
yazılı olması, polis arabalarının harf grubunun A olması, Taksilerin
harf grubunun T olması gibi. Ancak bu ayırımlar, o aracın kamu
görevinde yada ayrılmış bir hizmete ait olmasını göstermektedir. Bu
ayırımın sokaktaki vatandaşa görsel olarak ilan edilmesinde kamu
yararı bulunabilir. Bu ayrıştırmanın haricinde kalan diğer özel
mülkiyete ait araçlar içinde bir tek engellilere ait
araçların plakalarında ayrıştıran işaret vardır.
2) HER ENGELLİ SÜRÜCÜ OLAMAMAKTADIR.
Bir engellinin sürücü olması, devlet
hastanesinden alacağı sağlık kurulu raporuna bağlıdır. Bir engeli
bulunmayan vatandaşın sürücü olabilmesi de alacağı hastane raporuna
bağlıdır. Her ikisi de aynı hastaneye giderler, doktorlar, engeli
olamayan insanı, göz ve nörolojik muayeneden geçirirlerken, engelli
insanı, engelinin araştırılması için diğer bölümlere de
yönlendirirler. Sonuçta her ikisi de sürücü olabileceğine dair aldığı
rapor ile eşdeğer sürücüdür. Bir engellinin engeli sürücü
olmasına engel ise kurul onun sürücü olmasını raporunda red eder.
Örneğin, her iki gözü görmez durumda, her iki kulağı tamamen duymaz
durumda vs olan engel grupları sürücü olamazlar.
3)
BİR ENGELLİ ARABA
ALDIĞINDA, BU ARABAYA ENGELLİ ORGANINI DESTEKLEYECEK ÖZEL TERTİBAT
YAPTIRIR.
Trafiğe çıkabilecek araçların
özellikleri, sahip olması gereken teknolojik aksamlar yasada
tanımlanmıştır. Bu şekilde imal edilmiş bir aracı engellinin
kullanması olanaksızdır. Ancak bu araca, engellinin eksik kalan
hareketlerini yapacak, yani engelli organlarının hareketini sağlayacak
özel tertibat yaptırmasıyla, bir engellinin arabayı kullanması ile
engeli olmayanın kullanması arasındaki fark ortadan kalkar. Yani artık
arabasıyla bir engelsiz ile bir engelli trafikte eşit
hale gelmiştir.
4)
TRAFİK ve KARAYOLLARI
YASASI HER YAYA ve SÜCÜCÜ İÇİN AYIRIM GÖZETMEKSİZİN UYGULANIR.
Trafikte sürücü olabilme koşulları yani sürücü belgesi alabilme
koşulları, Karayolları Trafik Yönetmeliğinde sayılmıştır. Sağlık
muayenesine ilişkin esaslar belirtilmiştir. Sürücü adayları bu
koşulları sağlayarak sürücü olabilirler. Aynı yönetmelikte trafikte
uyulması zorunlu kurallar sıralanmıştır. Bu kurallar trafikteki tüm
sürücü ve yayalar için geçerlidir. Yönetmelikte trafikte bulunan bazı
özel araçlara bazı istisnalar getirilmiştir. Bu araçlar yönetmelikte
tanımlanan işaretleri taşımakla yükümlüdürler ve bu araçlar, kamuya
ait Ambulans, İtfaiye, Polis gibi hizmet araçlarıdır. Bunlar dışında
hiç bir araç yönetmelikte sıralanan trafik kurallarda ayrıcalığa sahip
değildir. Trafik kuralları, trafikte bulunan tüm sürücü ve yayalar
için eşit şekilde geçerliyken, sürücü belgelerinde belirtilen A, B, C
gibi, o sürücünün kullanabileceği araç niteliğini gösterir sınıf,
kullandığı aracın plakasında gösterilmezken, engellilerin sürücü
belgesindeki H sınıfı, aracın plakasında “sakat” işareti ile
herkese teşhir edilmektedir. Bu durum, Anayasamızın eşitlik
ilkelerine, özel hayatın gizliliği ilkelerine aykırıdır. Ayrıca bu
şekilde yapılan anlamsız bir teşhir Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinin 1. fıkrasına da aykırılık
teşkil etmektedir. Söz konusu fıkrada belirtildiği üzere “herkes özel
hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.” Bu
şekilde yersiz, dayanaksız ve hiçbir anlamı olmayan bir teşhir
sokaktaki vatandaşın dikkatini engelli vatandaşımızın aleyhine olmak
suretiyle üzerine çekmekte ve bu engelli vatandaşlarımızın insan
onurunu ve haysiyetini rencide etmektedir. Araç plakalarında yer alan
‘sakat’ ibaresi vatandaşlar arasında bir ayrımcılık yaratmaktadır. Bu
ayrım ise engellinin lehine değildir. Çünkü polis, itfaiye ve ambulans
gibi hizmet araçları dışındaki her araç trafikte eşit haklara
sahiptir. Araç sürücüsüne, ister engelli olsun ister olmasın eşit
kurallar uygulanmaktadır. Peki bu durumda bu ibarenin plakalarda
bulunmasının ne mantığı var? Anlamak mümkün değildir.
5) ENGELLİ SÜRÜCÜNÜN “AYRILMIŞ PARK YERİ” VE PARK ETME
AYRICALIĞI VARDIR.
Araçların, park etmeleri için ayrılmış park alanları, Trafiğin dışında
kalan alanlardır. Trafiğin dışında kalan bu alanlar, Karayolları
Trafik Kanunu ve yönetmeliğinde park yeri olarak tanımlanır. Park için
ayrılmış bu alanlarda, binalara girişin kolaylıkla yapılacak
bölümleri, asansörlere yakın olan bölümleri, engelli sürücüler için
ayrılabilir. Bu park yerinin ayrılması, kanun ve yönetmelikle ilgili
değildir. Park yeri olarak ayrılmış alanların haricinde ve trafiğin
içinde yer alan alanlarda yapılacak park, durma ve duraklama
yönetmelik ile düzenlenmektedir. Bu düzenleme iki şekildedir.
1) Cadde ve sokaklarda önceden belirlenmiş belli noktalar,
engellilerin park edebilmeleri için ayrılır ve bu alanda, ya zemine
yapılacak yada görünür bir yere konulacak levhadaki “sakat” işareti
ile bu parkın engellilere ait olduğu belirlenir.
2) Engelli sürücü, park etme zorunluluğu bulunduğu yerde, trafiğin
akışını olumsuz etkilemeyecek şekilde, park edebilir.
Yetkili merciler tarafından, “sakat”lara özgü işaretle işaretlenmiş
alana, engelli aracından hariç aracın park etmesi de yasaklanmıştır.
Uymayanlara uygulanacak ceza normal park ihlalinin iki katı olarak
değiştirilmiştir. Trafik alanı içerisinde, engelliler için ayrılıp
“sakat” işareti ile belirtilmiş alana bir engellinin park etmesi için,
aynı işaretin hem plaka üzerinde hem de park yerinde bulunmasının hiç
bir mantığı bulunmamaktadır. “Sakat” işareti bulunan yada bulunmayan
yere bir engelli park ederken aracın engelliye ait olduğunu belirtmek
üzere kendi iradesi doğrultusunda, aracın camına içten, “sakat”
işareti bulunan levha yerleştirebilir.
6) ENGELLİ SÜRÜCÜNÜN MAL VE CAN GÜVENLİĞİ TEHLİKEYE
ATILMAKTADIR.
Plakalarında “sakat” işareti ile dolaşmaya mecbur bırakılan
engelliler, aracın içinde bedensel gücünün eksik olduğunu, sokaktaki
kötü niyetli insanlara kendi iradeleri dışında ilan etmektedir ki, bu
durum engelli sürücülere yapılacak saldırı sonucunda araçlarının ve
mallarının zorla gasp edilmesini teşvik etmek anlamına gelmektedir. Bu
durum kişi güvenliğiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin kişi güvenliği ile ilişkili maddesi ihlal
edilmiş olmaktadır. Çünkü plakalarda bulunan ‘sakat’ ibaresi Türkiye
gibi gasp, hırsızlık, kapkaççılık suçlarının en üst düzeyde yaşandığı
bir ülkede, bu tür suçlarla uğraşan kişilere engelli vatandaşları açık
hedef olarak göstermektedir. Bu kabul edilebilir ve açıklanabilir ve
savunulabilir bir durum değildir. Sanki engelli vatandaşlar çok rahat
bir yaşam sürüyorlarmış gibi, sanki her türlü sosyal güvenlikleri
tammış gibi bir de bütün bu olumsuzluklara ek olarak, teşhir ederek
suçlu kişilere karşı yem haline getirilmesi kabul edilemez. Engelli
sürücü, dilediği yerde kullanmak üzere (ön ve arka camda görünür bir
yere asmak suretiyle) aracında “sakat”lara mahsus işaret bulunan bir
tabela taşıyabilir. Bu engelli sürücüye, kendi isteğine bağlı olarak
“sakat” olduğunu deklare etme hakkını verecektir. Diğer şekilde, istem
dışı, zorlanarak “sakat” olduğunun, tüm insanlara ifşa ettirilmesi,
yeni çıkan engelliler yasasına da aykırıdır. İlgili madde; Devlet,
insan onur ve haysiyetinin dokunulmazlığı temelinde, özürlülerin ve
özürlülüğün her tür istismarına karşı sosyal politikalar geliştirir.
Özürlüler aleyhine ayrımcılık yapılamaz; ayrımcılıkla mücadele
özürlülere yönelik politikaların temel esasıdır.” demektedir.
7) ENGELLİ KENDİ DURUMUNU KENDİ İRADESİ ALTINDA DEKLARE
ETME HAKKINA SAHİPTİR.
Özürlülük kişisel bir durumdur. Vücudun
herhangi bir yerinde bulunan işlevsel bozukluk söz konusudur.
Yürürlükteki karayolları trafik kanununa göre bu özürlü kişilere H
tipi ehliyet verilerek trafiğe çıkmalarına izin verilmiştir, fakat bu
kişiler malûl, sakat ve engellilere ait özel tertibatlı araçlar ile
trafiğe çıkabilmektedirler. Demek ki bu özel araçlarla trafiğe çıkma
yetenekleri tespit ve tescil edilmiştir. Engelli olduğunu kendi
iradesi dışında, cümle aleme teşhir etmek, engellinin onur ve
haysiyetini rencide etmektedir. Bu düşüncesizce konulmuş ibare engelli
vatandaşlarımızın durumunu kendi iradeleri dışında herkese teşhir
etmekten, herkesin dikkatini onlar üzerine çekerek ayrımcılık
yaratmaktan, onların savunmasızlığını gözler önüne sererek suçluların
açık hedefi haline getirmekten başka ne işe yaramaktadır?!! Engellilik
hiçbir zaman utanılması gereken bir durum olarak görülmemeli ve
gösterilmemelidir. Engelli vatandaşlarımızın kendileri ile barışık
huzurlu bir yaşam sürmeye hakları vardır. Düzenlenen yönetmelik ve
kanunlarımızda bazı eksiklik ve yanlışlıklar var ise düzeltilmelidir.
Engelli vatandaşlarımızın ekonomik, sosyal, kültürel ve sağlık
yönünden iyi ve onurlu bir şekilde yaşayabilmesi için devletimiz
gerekli önlemleri almalıdır. Engelli vatandaşlarımız diğer
vatandaşlarımızla kanunlar önünde eşit haklara sahip olmalıdır. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesinde ‘ Bu sözleşmede yer alan haklar herkese
hiçbir ayrımcılık gözetilmeden uygulanır.’ denilmektedir.
8) ENGELLİ VATANDAŞA UYGULANAN VERGİ MUAFİYETİ PLAKA
YOLU İLE DENETLENEMEZ.
Engelli vatandaşların, resmi prosedürü takip ederek edindikleri özel
araçlarına, vergi muafiyeti de tanınmıştır. Bu muafiyet, aracın
tescilinde, ilgili trafik şubesi dosya kayıtlarına, vergi dairesi
dosya kayıtlarına ve şahsın üzerinde taşıması için, trafik şubesince
düzenlenip verilen ruhsatnamesine işlenmektedir. Trafik
kontrollerinde, ruhsatnameyi kontrol eden trafik görevlisi, aracı
kullanma hakkı olan engelli kişinin mi başkasının mı kullandığını
tespit edebilmektedir. Vergi muafiyeti denetiminin, aracın plakası
yolu ile yapılması, ilgili tüm yasalara aykırıdır.
Kaldı ki; engelsiz vatandaşların her yıl ödemekle yükümlü oldukları
motorlu taşıt vergisi plakalarından mı takip edilmektedir ve bu
takibin memuru içişleri bakanlığı mıdır? Yoksa, engellilere bir
şekilde ya OTV ve diğer vergilerin muafiyetinden vazgeçin ya da
plakanızdaki “sakat” işaretini taşın mı? denilmektedir.
Unutulmamalıdır ki her insan eşit doğar ve yaşamı boyunca herhangi bir
ayrımcılığa maruz kalmadan tüm diğer insanlarla eşit ve onurlu,
haysiyetli bir yaşam sürdürme hakkı vardır. Ancak bu tür hiçbir
mantıklı temeli olmayan bir düzenlemeye giderek insanların bu
haklarını kullanmasını engellemeye ve onları bulundukları durumdan
daha zor bir duruma sokmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Engelli
insanlarımızın yaşamlarını kolaylaştırmak için, onları ifşa etmek
yerine sosyal güvenliklerinin tam olduğu bir ortam sağlamak herkesin
görevidir. Hukukta özgür irade esastır. Plakalarda yer alan ‘sakat’
ibaresinin hukuka temel olan özgür iradeyle hiçbir alakası olmaması ve
zorlamayla teşhir etmeye dayalı olması ne denli sakat bir düzenlemeyle
karşı karşıya olduğumuzun bir göstergesidir.
9) PLAKALARA KONULAN HER TÜRLÜ FARKLILIK DOĞURAN İŞARET
ve SİMGE ANAYASA, AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ ve BİRLEŞMİŞ
MİLLETLER ENGELLİ HAKLARI SÖZLEŞMESİNE AYKIRIDIR.
Bir engellinin arabasının plakasında “sakat” işareti taşımaktan,
korkması çekinmesi, Anayasamızdaki, Uluslararası İnsan Hakları
Sözleşmelerindeki ayrımcılığı yasaklayan maddelerin ihlali anlamına
gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. maddesinde yer
alan hüküm uyarınca “Bu sözleşmede yer alan haklar herkese hiçbir
ayrımcılık gözetilmeden uygulanır.” denilmektedir. Ayırımcılığa neden
veren bir uygulamanın ilgili bu maddelerin ihlali olduğunun çok açık
olduğunu düşünmekteyiz.
Sonuç
olarak : Ankara 5. idare mahkemesinin 20.4.2006 günlü ve
2006/360 sayılı yürütmenin durdurulması istemimizin reddine dair
kararına karşı yasal 7 günlük süre içinde itiraz etmemiz dolayısıyla
yürütmenin durdurulmasının reddi kararının kaldırılmasını talep
ederiz.
Avni ARIKAN
Vekili:
Av. Senih ÖZAY
|