| |
Av.Senih
ÖZAY - Av. Murat Fatih ÜLKÜ -
Av.Eren
ILHAN GÜNEY- Av.Cem NEMUTLU
1407sk. NO:2/5 Alsancak İzmir
Tel:232 4210094-95-96 Faks:232 4210115
avsenih@hotmail.com/erenguney@hotmail.com/cnemutlu@hotmail.com/mfulku@hotmail.com
DANIŞTAY
BAŞKANLIĞI’NA
Sunulmak Üzere
T.C.
ANKARA BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA
5.İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
DOSYA
NO :
2006/360 E; 2006/3486 K
TEMYİZ EDEN
:Avni
ARIKAN
VEKİLİ :Senih
Özay Avukat. (Adres antettedir. )
KARŞI TARAF
:İçişleri
Bakanlığı –Ankara
ÖZÜ :24.11.2006
günlü ve 2006/360 e ve 2006/3486 K sayılı red kararını
süresi içinde temyiz etmekten ibarettir.
TEMYİZ
NEDENLERİ :
A)
Söz konusu Karayolları Trafik Yönetmeliğinin, 53 üncü
maddesinin (b) bendinin (4) numaralı maddesinin ilk paragrafı 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanununa, Anayasamıza, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesine, Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin Hakları
Sözleşmesine ve Uluslararası diğer temel insan hakları belgelerine
aykırıdır.
I-
Anayasanın 10 ve 20. Maddesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
14. Maddesine Aykırılık
a) Anayasanın 10. maddesine ve AİHS 14. maddesine
aykırılıklar: Bilindiği gibi Anayasa, iç hukuk düzeninin temel
hukuksal metni ve yapı taşıdır. Öyle ki, yasalar ve yasalara
dayanılarak çıkarılan tüzük ve yönetmelikler bu temel hukuksal belgeye
aykırı olamaz. Oysa Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik
Yönetmeliğinin, engellilere ait araçların plakasına “sakatlara mahsus”
işaretin konulmasına dair maddeleri, Anayasanın “Kanun Önünde Eşitlik”
başlığıyla düzenlenen 10. maddesine açıkça aykırı hükümler
içermektedir. “İthaline izin verilen veya ülkemizde imal edilen
malul ve sakatlara ait özel tertibatlı araçlara, örneği (Ek:12/Z)’de
gösterilen, üzerinde sakatlara mahsus işaret bulunan plakalardan
verilir.” ifadesi Anayasanın yukarıda anılan maddesinin 1.
fıkrasına ters düşmektedir. Söz konusu fıkrada, “Herkes
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep
ve
benzeri
sebeplerle
ayrım
gözetmeksizin
kanun önünde eşittir.”
hükmüne yer verilmiştir. Aynı şekilde AİHS madde 14’de, ”Ayırımcılık
yasağı: Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,
cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal
veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya
herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan
sağlanır”. Hükmü bulunmaktadır. “Sakatlık olgusu, önyargı ve
ayrımcılık içeren yaklaşım ve davranışların geleneksel konusu
olduğundan yukarıda belirtilen ilkenin kapsamına girmektedir. Başka
deyişle, sakatlık da ayrımcılık yaratan bir farklılık olması
dolayısıyla bu ilke ekseninde değerlendirilmelidir.
Buna ek olarak, yine Anayasanın anılan maddesinin son
fıkrasında, "Devlet
organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
hükmüne yer verilmiştir. Yönetmelik, yönetim (idare) hukuku açısından
“genel
düzenleyici işlem”
türüne girdiğine göre doğal olarak, “...idare makamları bütün
işlemlerinde...” deyişinin de kapsamına girmektedir. Bu noktada,
söz konusu yönetmeliğin anılan düzenlemesi, Anayasa madde 10/1 ve
10/son fıkralarına açıkça aykırıdır. Bu bağlamda, gerekçeleriyle
açıkladığımız iddialarımızın, aktarılan Anayasa hükümlerinden de
anlaşılacağı gibi, oldukça güçlü, hukuksal zemine dayandığını
belirtmek isteriz.
b) 20. maddeye aykırılıklar: Dava konusu
yönetmeliğin, engelli araçlarına üzerinde “sakatlara mahsus” işaret
bulunan plakalardan verilir hükmünün, Anayasanın 20. maddesinde yer
alan “Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması” hükmüyle bağdaşmadığını da
önemle vurgulamak istiyoruz. Dava dilekçelerimizde dile getirdiğimiz
gibi, sakatlık, biyolojik boyutu da olan bir olgudur ve bu yönüyle
kişisel bir niteliği de bulunmaktadır. Bu noktada, kesinlikle özel
hayatın gizliliği ilkesinin kapsamına girmektedir.
Bu derece önemli olan bireysel hayatın önemli
unsurlarından birisi olan özel hayatın gizliliği konusuna, hukukumuzda
ilk olarak 1961 Anayasasının 15 ilâ 17’nci maddelerinde yer
verilmiştir. 1982 Anayasasında da “Özel hayatın gizliliği ve
korunması” kenar başlığı altında 20, 21 ve 22’nci maddelerde bu konu
düzenlenmiştir.
Anayasanın 20’nci maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes,
özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına
sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatın gizliliğine dokunulmaz.”
hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddenin gerekçesinde de; “Bu
madde ile kişinin özel hayatı korunmaktadır. Kişinin özel hayatı
ferdi, özel hayat ve ayrı bir kavram ve bir ‘bütün’ teşkil eden aile
hayatından oluştuğu için her ikisi birlikte ifade edilmiştir.”
denilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 1412 sayılı CMUK’un 94’üncü
maddesinin iptali istemiyle açılan davadaki kararında şu ifadelere yer
vermiştir: “Özel hayatın korunması her şeyden önce bu hayatın
gizliliğinin korunması,
başkalarının
gözleri önüne serilmemesi demektir.
Orada cereyan edenlerin yalnız kendisi veya
kendisinin
bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini istemek hakkı,
kişinin temel haklarından biridir.
Bu niteliği sebebiyledir ki, özel hayatın gizliliğine dokunulmaması,
insan haklarına ilişkin beyanname ve sözleşmelerde korunması
istenilmiş, ayrıca tüm demokratik ülke mevzuatında açıkça belirlenen
istisnalar dışında bu hak devlet organlarına, topluma ve diğer
kişilere karşı korunmuştur.
İnsanın
mutluluğu için büyük önemi olan özel hayata saygı gösterilmesi hakkı
onun kişiliği için temel bir hak olup yeteri kadar korunmadığı
takdirde kişilerin ve dolayısıyla toplumun kendini huzurlu hissedip
güven içinde yaşaması mümkün değildir.
Bu nedenlerle söz konusu gizliliği çeşitli biçimde ihlal eylemleri suç
sayılarak ceza yaptırımlarına bağlanmıştır.”
(31.03.1987,E.1986/24,K.1987/8).
Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere,
kişinin özel ve mesleki hayatı ile ilgili olup da başkalarından uzak
kalmasını istediği hususlar, o kişinin sır çevresini, diğer bir
ifadeyle gizlilik alanını oluşturur. Bu bağlamda, anılan sözleşmenin
belirtilen maddelerine aykırılıkların da göz önüne alınması gerektiği
kanısındayız.
II-
Konuyla İlgili Diğer Uluslararası Hukuksal Düzenlemeler
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türkiye’nin de
tarafı bulunduğu Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar
Sözleşmesi’ne (ESKHS) dayanılarak, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar
Komitesi’nce hazırlanan 9 Aralık 1994 tarihli, 5 Numaralı Genel Yorum
belgesinde yer alan sakatlığa dayanan ayrımcılık tanımı da davaya konu
olan ayrımcılığın değerlendirilmesinde göz önüne alınmalıdır.
Ayrımcılık sorununu ele alan ve “Sakat bireyler” başlığını taşıyan 5
Numaralı Genel Yorum belgesinin 15. paragrafında, hukuksal ve fiili
olarak sakatlığa dayanan ayrımcılığın uzun bir geçmişinin olduğu ve
türlü biçimlerinin bulunduğu belirtildikten sonra, sakatlığa dayanan
ayrımcılık, -belgedeki ifadeyle "disability-based discrimination"-
şöyle tanımlanmıştır: "Bu
sözleşmenin amaçlarına uygun olarak, sakatlığa dayanan ayrımcılık, her
türlü ayrıştırma, dışlama, kısıtlama ya da tercih veya gerekli
düzenlemelerin gereği gibi yapılamaması dolayısıyla, ekonomik, sosyal
ve kültürel hakların kullanılmaması veya bu haklardan
yararlanılmasının büyük ölçüde ortadan kaldırılmasıdır..."
Tanımdan da anlaşıldığı üzere, ayrıştırma da bu belgede yapılan
ayrımcılık tanımının kapsamına girmektedir. Davaya konu olan
yönetmelik maddesinde de bu tür bir ayrıştırma söz konusudur.
Bu
ayrımcılık, sağlam-sakat ayırımı ile kendisini göstermektedir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 13 Aralık 2006
tarihinde, engellilerin haklarını koruyan uluslararası sözleşmeyi
kabul etti (EK-1). Sözleşme, bedensel ve zihinsel engellilerin her
türlü ayrımcılığa uğramasını engellemeyi hedefliyor.
30 Mart 2007
tarihinden itibaren imzaya açılan, en az 20 devletin onayından sonra
yürürlüğe girmesi planlanmış ve şu ana kadar aralarında Türkiye’nin de
bulunduğu 73 ülkenin imzaladığı, Sakat Hakları Sözleşmesi'nde
“ayrımcılık” ve “özel yaşama saygı” konuları şu şekilde yer
almaktadır;
Madde 5-
Eşitlik ve ayrımcılık yasağı
2. Taraf Devletler, engelliliğe dayalı her türlü
ayrımcılığı yasaklayacak ve engellilerin herhangi bir nedene dayalı
ayrımcılığa karşı eşit ve etkili şekilde korunmasını güvence altına
alacaktır.
Madde 22-
Özel hayata saygı
1. İkametgahı ve yaşama biçimi ne olursa olsun,
hiçbir engellinin özel hayatına,
ailesine, konutuna, haberleşmesine ve diğer tür iletişimine
keyfi
veya hukuka aykırı şekilde müdahale edilemez ve şeref ve haysiyeti
aleyhine hukuka aykırı saldırılarda bulunulamaz.
Engellilerin, söz konusu müdahale veya saldırılardan hukuken korunma
hakkı vardır.
2.
Taraf
Devletler, engellilerin kişisel, sağlık ve rehabilitasyon bilgilerinin
gizliliğini diğerleri ile eşit bir şekilde korumalıdır.
B)
Söz konusu Karayolları Trafik Yönetmeliğinin, 53 üncü
maddesinin (b) bendinin (4) numaralı maddesinin ilk paragrafı, 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na aykırıdır. Söz konusu Kanununda,
araçlara ait trafik ayırım işaretleri ile tanıtma işaretleri ve tescil
plakaları, dördüncü kısım, birinci bölümde 26, 27 ve 28. maddelerde
yer almaktadır. Kanunda, tescil plakalarındaki farklılığın devlete ait
araçların ayırt edilmesi bağlamında yönetmelikte düzenleneceği
belirtilmiştir. Yönetmeliğin 55inci maddesinde, tescil plakalarının
harf guruplarındaki ayrıştırmada; emniyet teşkilatı, diplomatik
muafiyetli, yurdumuzda bulunan yabancı, ticari taksi, geçici tescilli
ve geçici gümrüklü araçlar olarak gruplanmış ve tanımlanmıştır.
Yönetmeliğin 56ıncı maddesinde, plaka zemin ve harf ve rakamların
renkleri; devlete ait, diplomatik, emniyet teşkilatına ait ve resmi
olmayan araçlar olarak gruplanmış ve tanımlanmıştır. Yönetmeliğin
58inci maddesinde; özel tahsisli plakalar, Cumhurbaşkanlığı, TBMM,
istihbarat ve gizli hizmet araçları olarak gruplanmış ve
tanımlanmıştır. Yönetmeliğin 58inci maddesinde; ad soyad ve ticari
ünvana göre verilecek plakalar tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere
yukarıdaki sınıflamada, aracın kullanılış amacının resmi ve özel görev
olması esas alınmış ve bu tanımlamaların dışında kalan özel kişilere
ait tescil plakaları
bir tek
sakatlara ait araçlar için ayrıştırılmıştır.
Halbuki bu ayrıştırmanın zemini ve dayanağı kanunda bulunmamaktadır.
Diğer yandan tescil plakalarındaki tüm ayrıştırmalar, aracın resmi
görev ve genel konumu itibariyle olurken, özel kişiler için tanımlanan
tescil plakalarına ise sürücüsünün fiziksel ve özel durumlarını
yansıtan ayırıcı bir işaret konulmaktadır. Şahıslara ait özel araçlar,
sakatların kullandığı ve sağlamların kullandığı araçlar olarak
ayrıştırılmaktadır. Bu ayrıştırmanın sakat sürücülere zarar verdiği
apaçıktır.
I-
Tescil plakalarından vergi kontrolü yapılması
Engelli bir vatandaşın bazı vergi muafiyetlerinden
yararlanarak, özel tertibatlı araç alması, 4760 sayılı Özel Tüketim
Vergisi Kanunu’nun istisnalar bölümünde, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun
Gümrük Vergilerinden Muafiyet ve İstisna bölümünde tanımlanmıştır.
Burada sakat bireyin araba edinmesi olayını anlatmak istiyoruz.
Engelli bireyin vergi muafiyetlerinden yararlanabileceği, özel
tertibatlı bir araç edinebilmesi için, her şeyden önce en az %40
oranında sakat olduğuna dair devlet hastanelerinden alacağı kurul
raporu gereklidir. Bu rapordan hariç, muafiyetten yararlanarak araç
alacağını belirterek alacağı kurul raporunda, fonksiyonları eksik olan
organlarının yerine özel tertibat yaptırılarak araç kullanabileceğinin
belirtilmesi gereklidir. Sadece sakatlık oranı %90 ve üzerinde
olanlara, kendisinin yerine bir başkasının aracı kullanacağı ve bu
şahıstan başkasının kullanmayacağına dair vereceği taahhütname ile
özel tertibat yaptırılmaksızın araç edinmesine izin verilir (bu
araçların plakalarında da “sakatlara mahsus” işaret bulunur. Bu durum
II numaralı maddede anlatılmaktadır). Muafiyet uygulamasında, sağlık
kurulu raporu en önemli belgedir. 1) Her engelli muafiyetlerden
yararlanarak araç sahibi olamaz: Eğer bir engellinin fonksiyonu eksik
olan organı, vitesli ya da otomatik vitesli
NORMAL
bir aracı kullanmaya engel oluşturmuyorsa, bu engelli
vatandaşın sakatlık oranı %40 ve üzerinde olsa dahi muafiyetlerden
yararlanarak araba edinemez. 2) Sağlık kurulu raporu aynı zamanda,
engelli bireyin, arabasına yaptıracağı özel tertibat ile
diğer
sürücülerden farkı olmaksızın sürücü vasıflarına sahip
olacağını gösterir belgedir. Sağlık kurul raporundan
sonra engelli bireyin iki seçim hakkı vardır ve bu hak 1600cc motor
silindir hacmi gibi kısıtlara bağlıdır. 1) aracını yurt içinden ÖTV
muafiyetinden yararlanarak almak.
2) aracını yurt dışından gümrük vergisi muafiyetinden
yararlanarak almak. Her iki seçimin sonucunda,
1) İlgili vergi dairesine, aracını kanunla belirlenmiş süresinde
satamayacağı, başkasına devredemeyeceği şerhleri ile kayıt yaptırır.
2) Karayolları Trafik Yönetmeliğinin, 53üncü maddesinin 4 numaralı
maddesinin a ve b bentlerinde açıklandığı gibi trafik tescilini
yaptırır. Bu tescil sırasında, aracın tescil belgesine(ruhsatnamesine)
“Araç sahibi tarafından kullanılması zorunlu olup, ilgili gümrük
müdürlüğünün izni olmadan devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti
muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının
vekaletname ile devredilmesi, kiralanması, ödünç verilmesi, özel
tertibatının kaldırılması veya değiştirilmesi yasaktır.” şeklinde şerh
konulur(EK-2).
İçişleri bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Trafik
Kuruluşları ve Jandarma Trafik Kuruluşları ile Vergi Dairesi
arasındaki, başka bir değiş ile anılan kuruluşlar ile ÖTV ve Gümrük
vergisi muafiyeti arasındaki bağ trafik tescil belgesi halk arasındaki
adı ile ruhsatname üzerinde yazılı olan şerhtir. Ayrıca trafik
tescilinin yapılabilmesi için öncelikle vergi dairesi ile ilgili
işlemlerin bitirilmiş olması şarttır. Bu şart tüm araç tescilleri için
geçerlidir. Aracın alım satım işlemlerinin yapılması ve tescil
belgesinin yeniden düzenlenmesi sırasında engelli, engelsiz ayrımı
olmaksızın tüm işlemlerde araca ait vergilerin ödenmiş olduğuna
ilişkin belge aranmaktadır. Engelli araçlarında ise yasal süre
dolmadan (ki bu durum ruhsatnamede kayıtlıdır) işlem yapılmamaktadır.
Bu şerhin dışında, trafik denetimi yapan hiçbir kuruma
ve denetleyicisine OTV ve gümrük vergisi muafiyetinin yerinde
kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi yetkisi verilmemiştir.
ÖTV ve Gümrük vergisi muafiyeti denetim görev ve
yetkisi, Karayolları Trafik Kanunu, Karayolları Trafik Yönetmeliği ve
Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Kuruluşları Kuruluş, Görev Ve Çalışma
Yönetmeliğinde YER ALMAMAKTADIR.
Görev yetkisinin tanımlanmadığı ve bulunmadığı bir
konuda, davalı İçişleri Bakanlığı, yerel mahkemeye verdiği
savunmasında engellilere ait araçlardaki plakalarda bulunan “sakatlara
mahsus” işaretin anılan vergilerin suiistimalini önlemek amacıyla
denetimlerde kullanıldığını söylemektedir.
Bu durum yukarıda anılan kanunlara ve ilgili yönetmeliklere açıkça
aykırıdır.
Özetle, vergi muafiyetleriyle ilgili denetimler,
araçların plakalara bakılarak saptanamayacağı gibi, özel yaşamın
gizliliği ilkesini zedeleyici uygulamalara, düzenlemelere de
gidilemez.
Yönetimin bütün eylem ve işlemlerinin hukuka dayanması
gerekir. Bu durum anayasada da açıkça belirtilmiştir. Davalı
yönetimin, kanun ve yönetmeliklerle görev, yetki ve sorumlulukları
dahilinde bulunmayan kontrolleri sırasında karşılaşacakları her hangi
bir suiistimalde nasıl hareket edecekleri, ne ceza uygulayacakları da
merak konusudur.
Davalı
İçişleri Bakanlığı'nın, hangi hukuksal düzenlemelere dayanarak
“sakatlara mahsus” işaret bulunan plakalar aracılığıyla vergi
muafiyeti saptadığını açıklaması gerekir.
Trafik denetim yetkilileri, yönetmelik ve kanunda
tanımlanarak kendilerine verilen yetki gereğince, zorunlu trafik
sigortası denetimini, durdurdukları aracın evraklarını kontrol ederek
yapmaktadırlar. Ayrıca, trafik cezası ödemeleri gibi aracın trafik
tescil plakasından izlenebilecek vergi ve ödemeleri, araçların belli
periyotlarla yapılması zorunlu olan fenni muayenelerinde ilgili
kurumlar tarafından denetlenmektedir. Engelli araçları da diğer
araçlar gibi yasal periyotlarında fenni muayeneye tabidirler. Bu
muayene sırasında aracın ruhsatnamesinde, “sakat aracı” yazıldığı için
fenni muayene vergisi ödemezler.
II-
Trafik kuralları açısından engelli sürücünün durumu
Karayolları Trafik Yönetmeliğinde, “trafik Kuralları”
altıncı kısımda tanımlanmış ve ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu
kısımda “sakat, özürlü, engelli” sözcüğünün geçtiği bölüm aşağıdaki
gibidir.
Çocuk, Özürlü, Hasta ve
Sakat
Taşıtları, Gözleri Görmeyen
Yayalar,
Yürüyüş Kolları
Madde 149- Karayolları Trafik Kanunu ve bu Yönetmelik
açısından;
a) Çocuk ve özürlülerin
motorsuz
taşıtlarının sürücüleri
hakkında, yayalarla ilgili hükümler uygulanır.
b) Gözleri görmeyenlerden;
1) Beyaz baston taşıyan,
2) Kollarında 3 siyah yuvarlaklı sarı bant bulunan,
3) Bir yayanın veya bir köpeğin yardımı ile yürüyen,
kişilerin taşıt yolu üzerinde bulunmaları halinde,
bütün sürücülerin yavaşlamaları, gerektiğinde durmaları ve yardımcı
olmaları mecburidir.
c) Yetkili veya görevli kişilerin yönetimindeki yürüyüş
kolları arasından geçmek yasaktır.
Görüldüğü üzere, trafik kuralları açısından, kanun ve
yönetmelikte
motorlu taşıt kullanan engelli sürücülere
ait hiçbir ayrıcalık, hak ya da ceza tanımlanmamıştır. Bunun anlamı,
engelli sürücü ile herhangi bir engeli bulunmayan sürücü arasında,
trafik kurallarına uyulması ve cezalandırılması açısından
HİÇBİR AYRI UYGULAMA YOKTUR.
Neden?
Karayolları Trafik Yönetmeliğinde, İkinci bölümde
“Tanımlar” başlığı altında, C bendinde trafikte bulunabilecek araçlara
ilişkin tanımlar, D bendinde araç sınıfları tanımlanmıştır. Her iki
bentte de sakatların kullandığı araçlar
ayrıca
tanımlanmamış
ve
sınıflandırılmamıştır.
Bunun nedeni, bir engellinin kullandığı arabaya önceden yaptırılan
özel tertibat ile engelli aracı kendi tanım ve sınıfındaki bir diğer
araçtan farksız hale gelmektedir. Yani engelli bir sürücünün
fonksiyonu zayıf ya da bulunmayan organının işlevini yapılan
özel tertibat normale dönüştürmektedir.
Özetle özel tertibatlı araç kullanıcısı engelli
sürücülerle, diğer sürücüler, “özel tertibat” olarak adlandırılan
donanımın araçtaki varlığı dolayısıyla eşitlenmektedir.
Kanun ve yönetmeliğin yukarıda anlatılan
özelliklerinden dolayı,
sakat
sürücünün trafikte herhangi bir işaretle belirtilmesine,
diğer sürücülerin
dikkatine
sunulmasını gerektirecek hiçbir sonuç bulunmamaktadır.
İçişleri bakanlığının yerel mahkemeye verdiği
savunmasında, “engelli sürücüyü diğer sürücüler fark etmelidir.
Aksi halde engelli sürücü engelsiz sürücünün üstüne üstüne gelir hatta
üstüne çıkabilir” benzeri ifadeler
dayanaksızdır.
Ayrıca, I numaralı maddede de anlattığımız gibi %90 ve
üzerinde sakatlığı bulunan engelliler, taahhütnamede belirttikleri bir
sürücüye kullandırılmak üzere muafiyetlerden yararlanarak araba
edinebilmektedirler. Bu arabaların tescil plakalarında da “sakatlara
mahsus” işaret bulunmaktadır ama sürücüsü engelli yani sakat değildir.
Bu bağlamda engelli sürücülerin, engelsiz sürücülerin
üstüne üstüne gitmesi ya da üzerine çıkması biçimindeki savlar
kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. Belirtildiği türde veya buna
benzer tehlike yaratacak bir durum söz konusu olsaydı, engellilerin
araç sürücüsü konumunda trafiğe çıkmasına hiçbir biçimde izin
verilmezdi.
III-
Özürlü sürücünün işaretlenmesinin tehlikeleri.
Günümüzde, özellikle büyük şehirlerimizde suç oranının
artığını, kapkaç, darp ve benzeri cana ve mala kast eden olaylarının
çoğaldığını, her gün gazete ve televizyonlardan izliyoruz. Biliyoruz
ki, bu tür olaylar çok daha organize yapılır hale gelmiştir. Kurban
önce dikkatle izlenmekte en zayıf en yardım çağıramayacak zamanı
kollanarak saldırılmaktadır.
İstanbul’da geçtiğimiz aylarda tekerlekli sandalyeleri
ile toplu ulaşım aracı olan otobüslere binen sakat insanlar, diğer
insanları rahatsız ettikleri bahanesi ile fazla yer kaplayan
sandalyeleri yerine müşteri alınamadığı için zorla indirilmeye
çalışılmıştır. Bu ve benzeri pek çok olay mevcuttur ve bunlar ilgili
kurumlara protesto mektupları gönderilerek tepki gösterilmiş, son
olaylar için yargıya başvurulmuştur.
Devlet özürlü insanlara bazı vergi muafiyetlerini
uygulamasındaki temel amaç; onların toplumun diğer bireyleri gibi
hizmetlerden rahatça yararlanamadıklarını düşünerek bazı kolaylıklar
sunmasının yanı sıra hizmet olarak yetişemedikleri için de vergi
indirimi gibi maddi destek ile toplumun diğer bireyleri ile eşit
düzeye gelmelerini sağlamaktır. Böyle insancıl amaç bir çok insan
tarafından farklı algılanabilmekte ve sahip olunması ayrıcalık olan
haklar olarak da görülebilmektedir. Bu da arada kıskançlık
duygularının şiddete kadar dönüşmesine neden olabilmektedir. Bunların
örnekleri pek çoktur ve basında yer almıştır.
Her iki durumdaki vahşi ve insanlık dışı saldırganların
önüne, özürlü insanları “damgalayıp” sunmanın devletin hiçbir kurumu
tarafından istenilerek yapılmayacağı düşüncemizi kuvvetle
korumaktayız. Ancak işaret ettiğimiz konu çok önemli olup, geçmişteki
toplumun yapısı dolayısı ile makul sayılabilecek durumun değişen suç
koşullarında tekrar değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Basınımızda, engelli insanların güçsüz ve savunmasız durumundan
yararlanarak onlara tecavüz edenlere, onları darp edenlere, onları
kandıranlara ilişkin pek çok haber vardır. (EK-3)
Plakalarında “sakatlara mahsus“ işaret ile dolaşmaya
mecbur bırakılan engelliler, aracın içinde bedensel gücünün eksik
olduğunu, sokaktaki kötü niyetli insanlara kendi iradeleri dışında
ilan etmektedir ki, bu durum engelli sürücülere yapılan saldırı
sonucunda araçlarının ve mallarının zorla gasp edilmesini teşvik etmek
anlamına gelmektedir. Bu durum kişi güvenliğiyle hiçbir şekilde
bağdaşmamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde
“Özgürlük ve güvenlik hakkı” başlığı altında düzenlenen, maddesi ihlal
edilmiş olmaktadır. “Madde 5, 1. Herkesin
kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır.
Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında
hiç
kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”
Plakalarda bulunan ‘sakat’ ibaresi Türkiye gibi gasp,
hırsızlık, kapkaççılık suçlarının en üst düzeyde yaşandığı bir ülkede,
bu tür suçlarla uğraşan kişilere engelli vatandaşları açık hedef
olarak göstermektedir. Bu kabul edilebilir ve açıklanabilir ve
savunulabilir bir durum değildir. Sanki engelli vatandaşlar çok rahat
bir yaşam sürüyorlarmış gibi, sanki her türlü sosyal güvenlikleri
tammış gibi bir de bütün bu olumsuzluklara ek olarak, teşhir ederek
suçlu kişilere karşı yem haline getirilmesi kabul edilemez.
IV-
Özürlü araçlarına tanınan park etme istisnası
Büyük alışveriş mağazaları ve şehrin çarşı amaçlı
kullanımı yoğun olan cadde üzerlerinde, “sakatlara mahsus” işaret ile
işaretlenmiş bölümlere engelliler araçlarını park edebilmektedirler.
Ayrıca, İçişleri Bakanlığı, Valiliklere gönderdiği, 14.12.2001 tarih
ve 0230 sayılı “Malul, Gazi ve Engellilere Ait Araçlara Park Yerleri
Tahsisi ve Trafikte Gerekli Kolaylığın Sağlanması” konulu genelgede bu
kişilerin araçlarını; hastane, banka, postane, alışveriş merkezleri
gibi yerlere gidiş gelişlerinde yaptıkları park esnasında gerekli
kolaylığının sağlanması gereği yazılmıştır.
Aynı
genelgede, plakasında “sakatlara mahsus” işaret bulunmayan engelli ve
malullerin, durumlarını araçlarının ön camında belgelendirerek
uygulamadan faydalanmaları sağlanacaktır denilmektedir.
Görüldüğü üzere, Karayolları Trafik kanunu ve
yönetmeliğinde sakatlara tanınan tek istisna olan hakkın kullanımı,
İçişleri Bakanlığı genelgesinde, plakasında özel işaret bulunmayan
gazi, malul ve bir kısım sakata, araçlarının ön camına koyacakları
levha ile sağlanmaktadır. O halde neden sadece engelli insanlar
plakalarında “sakatlara mahsus” işaret ile dolaşmak zorunda
kalmaktadırlar bu anlaşılamamaktadır. “Sakatlara mahsus” işaret
bulunan ya da bulunmayan yere bir engelli aracını park ederken, aracın
engelliye ait olduğunu belirtmek üzere
kendi
iradesi doğrultusunda,
aracın camına içten, “sakatlara mahsus” işaret bulunan
levha yerleştirebilir.
V-
Duruşma gününün ertelenmesi istemi
13 Kasım 2006 Pazartesi günü Ankara Cinnah Caddesi alt
geçit inşaat alanında geçirdiğim kaza sunucunda, sol ayağımın tibia(kaval)
kemiği parçalı olarak kırıldı. 16 Kasım 2006 Perşembe günü geçirdiğim
operasyonda kemiğe 30cm titanyum plaka ve 13 vida takıldı. Tarihi
yaklaşan duruşma gününü de düşünerek müsait olduğum anda, raporumu da
iliştirerek durumu 5. İdare Mahkemesi’ne bildirip duruşmanın
ertelemesini talep ettim. Aynı zamanda avukatlarıma da durumumu
bildirdim. Dava dosyasından da anlaşılacağı üzere, beni temsil eden
avukatlarım İzmir’de ikamet etmektedirler ve İzmir barosuna
kayıtlıdırlar. Kısa süre içinde kendi programlarını ayarlayamadıkları
ya da başka nedenlerle avukatlarım davaya gelmemiştirler.
Avukatlarımın bu tutumundan benim sorumlu tutulamayacağımı ve mağdur
edilmemem gerektiğini düşünüyorum. Halbuki duruşma tebliğini aldıktan
sonra, duruşma için çok ciddi ve emek yoğun çalışma yapmıştım. Daha
sonra bu çalışmamı posta yolu ile 5. İdare Mahkemesine gönderdim. Tüm
hazırlıklarıma karşın beklenmeyen bir durum dolayısı ile 97 günü evde
geçirmek durumunda kaldım (EK-4). Bu nedenle çalıştığım kurum olan TC
Merkez Bankası’na da Hastane Kurul Raporu’nu verdim ve evde geçen süre
içinde iş yerimden raporlu sayıldım. (EK-5)
VI-
Yönetmeliğin ilgili hükmünün iptali istemi
Yasalarımıza göre, bir vatandaşın kanunu bilmemesi
mazeret sayılmaz. Ancak, yönetmeliği bilmemenin mazeret sayılmayacağı
yönünde bir hüküm yoktur. Bir yönetmelik, Anayasaya, uluslararası
sözleşmelere aykırı maddeler taşıyorsa, davacının itirazı üzerine
yargı “esasa gitmelidir”. İlgili yönetmeliğin anılan maddesi açıkça
yukarıda savunulduğu gibi Anayasamız, ilgili kanuna, uluslararası
sözleşmelere aykırıdır.
Unutulmamalıdır ki her insan eşit doğar ve yaşamı boyunca herhangi
bir ayrımcılığa maruz kalmadan tüm diğer insanlarla eşit ve
onurlu, haysiyetli bir yaşam sürdürme hakkı vardır. Ancak
bu tür hiçbir mantıklı temeli olmayan bir düzenlemeye giderek
insanların bu haklarını kullanmasını engellemeye ve onları
bulundukları durumdan daha zor bir duruma sokmaya hiç kimsenin hakkı
yoktur. Engelli insanlarımızın yaşamlarını kolaylaştırmak için, onları
ifşa etmek yerine sosyal güvenliklerinin tam olduğu bir ortam sağlamak
herkesin görevidir. Hukukta özgür irade esastır. Plakalarda yer
alan “sakat” ibaresinin hukuka temel olan, özgür iradeyle hiçbir bağı
olmaması ve zorlamayla, teşhir etmeye dayalı olması ne denli sakat bir
düzenlemeyle karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir.
SONUÇ VE
İSTEM :
Ankara 5. İdare Mahkemesi’nin red kararının temyiz
nedenlerimiz ve resen
gözetilecek nedenlerle bozulmasını ve yargılama giderleriyle avukatlık
ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ederiz.
Avni
ARIKAN
Vekili
Av. Senih ÖZAY
Ek: 5 adet belge |