Av.Senih ÖZAY - Av. Murat Fatih ÜLKÜ -

Av.Eren ILHAN GÜNEY- Av.Cem NEMUTLU

1407sk. NO:2/5 Alsancak İzmir Tel:232 4210094-95-96 Faks:232 4210115

avsenih@hotmail.com/erenguney@hotmail.com/cnemutlu@hotmail.com/mfulku@hotmail.com

DANIŞTAY BAŞKANLIĞI’NA

Sunulmak Üzere

T.C. ANKARA BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA 5.İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DOSYA NO              : 2006/360 E; 2006/3486 K

TEMYİZ EDEN                         :Avni ARIKAN

VEKİLİ                        :Senih Özay Avukat. (Adres antettedir. )

KARŞI TARAF                         :İçişleri Bakanlığı –Ankara

ÖZÜ :24.11.2006 günlü ve 2006/360 e ve 2006/3486 K sayılı red kararını
süresi içinde temyiz etmekten ibarettir.

TEMYİZ NEDENLERİ :

A) Söz konusu Karayolları Trafik Yönetmeliğinin, 53 üncü maddesinin (b) bendinin (4) numaralı maddesinin ilk paragrafı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa, Anayasamıza, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesine ve Uluslararası diğer temel insan hakları belgelerine aykırıdır.

I- Anayasanın 10 ve 20. Maddesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. Maddesine Aykırılık

a) Anayasanın 10. maddesine ve AİHS 14. maddesine aykırılıklar: Bilindiği gibi Anayasa, iç hukuk düzeninin temel hukuksal metni ve yapı taşıdır. Öyle ki, yasalar ve yasalara dayanılarak çıkarılan tüzük ve yönetmelikler bu temel hukuksal belgeye aykırı olamaz. Oysa Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinin, engellilere ait araçların plakasına “sakatlara mahsus” işaretin konulmasına dair maddeleri, Anayasanın “Kanun Önünde Eşitlik” başlığıyla düzenlenen 10. maddesine açıkça aykırı hükümler içermektedir. “İthaline izin verilen veya ülkemizde imal edilen malul ve sakatlara ait özel tertibatlı araçlara, örneği (Ek:12/Z)’de gösterilen, üzerinde sakatlara mahsus işaret bulunan plakalardan verilir.” ifadesi Anayasanın yukarıda anılan maddesinin 1. fıkrasına ters düşmektedir. Söz konusu fıkrada, “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşittir.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı şekilde AİHS madde 14’de, ”Ayırımcılık yasağı: Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır”. Hükmü bulunmaktadır. “Sakatlık olgusu, önyargı ve ayrımcılık içeren yaklaşım ve davranışların geleneksel konusu olduğundan yukarıda belirtilen ilkenin kapsamına girmektedir. Başka deyişle, sakatlık da ayrımcılık yaratan bir farklılık olması dolayısıyla bu ilke ekseninde değerlendirilmelidir.

Buna ek olarak, yine Anayasanın anılan maddesinin son fıkrasında, "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmüne yer verilmiştir. Yönetmelik, yönetim (idare) hukuku açısından “genel düzenleyici işlem” türüne girdiğine göre doğal olarak, “...idare makamları bütün işlemlerinde...” deyişinin de kapsamına girmektedir. Bu noktada, söz konusu yönetmeliğin anılan düzenlemesi, Anayasa madde 10/1 ve 10/son fıkralarına açıkça aykırıdır. Bu bağlamda, gerekçeleriyle açıkladığımız iddialarımızın, aktarılan Anayasa hükümlerinden de anlaşılacağı gibi, oldukça güçlü, hukuksal zemine dayandığını belirtmek isteriz.

b) 20. maddeye aykırılıklar: Dava konusu yönetmeliğin, engelli araçlarına üzerinde “sakatlara mahsus” işaret bulunan plakalardan verilir hükmünün, Anayasanın 20. maddesinde yer alan “Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması” hükmüyle bağdaşmadığını da önemle vurgulamak istiyoruz. Dava dilekçelerimizde dile getirdiğimiz gibi, sakatlık, biyolojik boyutu da olan bir olgudur ve bu yönüyle kişisel bir niteliği de bulunmaktadır. Bu noktada, kesinlikle özel hayatın gizliliği ilkesinin kapsamına girmektedir.

Bu derece önemli olan bireysel hayatın önemli unsurlarından birisi olan özel hayatın gizliliği konusuna, hukukumuzda ilk olarak 1961 Anayasasının 15 ilâ 17’nci maddelerinde yer verilmiştir. 1982 Anayasasında da “Özel hayatın gizliliği ve korunması” kenar başlığı altında 20, 21 ve 22’nci maddelerde bu konu düzenlenmiştir.

Anayasanın 20’nci maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatın gizliliğine dokunulmaz.” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddenin gerekçesinde de; “Bu madde ile kişinin özel hayatı korunmaktadır. Kişinin özel hayatı ferdi, özel hayat ve ayrı bir kavram ve bir ‘bütün’ teşkil eden aile hayatından oluştuğu için her ikisi birlikte ifade edilmiştir.” denilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 1412 sayılı CMUK’un 94’üncü maddesinin iptali istemiyle açılan davadaki kararında şu ifadelere yer vermiştir: “Özel hayatın korunması her şeyden önce bu hayatın gizliliğinin korunması, başkalarının gözleri önüne serilmemesi demektir. Orada cereyan edenlerin yalnız kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini istemek hakkı, kişinin temel haklarından biridir. Bu niteliği sebebiyledir ki, özel hayatın gizliliğine dokunulmaması, insan haklarına ilişkin beyanname ve sözleşmelerde korunması istenilmiş, ayrıca tüm demokratik ülke mevzuatında açıkça belirlenen istisnalar dışında bu hak devlet organlarına, topluma ve diğer kişilere karşı korunmuştur. İnsanın mutluluğu için büyük önemi olan özel hayata saygı gösterilmesi hakkı onun kişiliği için temel bir hak olup yeteri kadar korunmadığı takdirde kişilerin ve dolayısıyla toplumun kendini huzurlu hissedip güven içinde yaşaması mümkün değildir. Bu nedenlerle söz konusu gizliliği çeşitli biçimde ihlal eylemleri suç sayılarak ceza yaptırımlarına bağlanmıştır.” (31.03.1987,E.1986/24,K.1987/8).

Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, kişinin özel ve mesleki hayatı ile ilgili olup da başkalarından uzak kalmasını istediği hususlar, o kişinin sır çevresini, diğer bir ifadeyle gizlilik alanını oluşturur. Bu bağlamda, anılan sözleşmenin belirtilen maddelerine aykırılıkların da göz önüne alınması gerektiği kanısındayız.

II- Konuyla İlgili Diğer Uluslararası Hukuksal Düzenlemeler

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türkiye’nin de tarafı bulunduğu Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’ne (ESKHS) dayanılarak, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nce hazırlanan 9 Aralık 1994 tarihli, 5 Numaralı Genel Yorum belgesinde yer alan sakatlığa dayanan ayrımcılık tanımı da davaya konu olan ayrımcılığın değerlendirilmesinde göz önüne alınmalıdır. Ayrımcılık sorununu ele alan ve “Sakat bireyler” başlığını taşıyan 5 Numaralı Genel Yorum belgesinin 15. paragrafında, hukuksal ve fiili olarak sakatlığa dayanan ayrımcılığın uzun bir geçmişinin olduğu ve türlü biçimlerinin bulunduğu belirtildikten sonra, sakatlığa dayanan ayrımcılık, -belgedeki ifadeyle "disability-based discrimination"- şöyle tanımlanmıştır: "Bu sözleşmenin amaçlarına uygun olarak, sakatlığa dayanan ayrımcılık, her türlü ayrıştırma, dışlama, kısıtlama ya da tercih veya gerekli düzenlemelerin gereği gibi yapılamaması dolayısıyla, ekonomik, sosyal ve kültürel hakların kullanılmaması veya bu haklardan yararlanılmasının büyük ölçüde ortadan kaldırılmasıdır..." Tanımdan da anlaşıldığı üzere, ayrıştırma da bu belgede yapılan ayrımcılık tanımının kapsamına girmektedir. Davaya konu olan yönetmelik maddesinde de bu tür bir ayrıştırma söz konusudur. Bu ayrımcılık, sağlam-sakat ayırımı ile kendisini göstermektedir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 13 Aralık 2006 tarihinde, engellilerin haklarını koruyan uluslararası sözleşmeyi kabul etti (EK-1). Sözleşme, bedensel ve zihinsel engellilerin her türlü ayrımcılığa uğramasını engellemeyi hedefliyor. 30 Mart 2007 tarihinden itibaren imzaya açılan, en az 20 devletin onayından sonra yürürlüğe girmesi planlanmış ve şu ana kadar aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 73 ülkenin imzaladığı, Sakat Hakları Sözleşmesi'nde “ayrımcılık” ve “özel yaşama saygı” konuları şu şekilde yer almaktadır;

Madde 5- Eşitlik ve ayrımcılık yasağı

2. Taraf Devletler, engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılığı yasaklayacak ve engellilerin herhangi bir nedene dayalı ayrımcılığa karşı eşit ve etkili şekilde korunmasını güvence altına alacaktır.

Madde 22- Özel hayata saygı

1. İkametgahı ve yaşama biçimi ne olursa olsun, hiçbir engellinin özel hayatına, ailesine, konutuna, haberleşmesine ve diğer tür iletişimine keyfi veya hukuka aykırı şekilde müdahale edilemez ve şeref ve haysiyeti aleyhine hukuka aykırı saldırılarda bulunulamaz. Engellilerin, söz konusu müdahale veya saldırılardan hukuken korunma hakkı vardır.

2. Taraf Devletler, engellilerin kişisel, sağlık ve rehabilitasyon bilgilerinin gizliliğini diğerleri ile eşit bir şekilde korumalıdır.

B) Söz konusu Karayolları Trafik Yönetmeliğinin, 53 üncü maddesinin (b) bendinin (4) numaralı maddesinin ilk paragrafı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na aykırıdır. Söz konusu Kanununda, araçlara ait trafik ayırım işaretleri ile tanıtma işaretleri ve tescil plakaları, dördüncü kısım, birinci bölümde 26, 27 ve 28. maddelerde yer almaktadır. Kanunda, tescil plakalarındaki farklılığın devlete ait araçların ayırt edilmesi bağlamında yönetmelikte düzenleneceği belirtilmiştir. Yönetmeliğin 55inci maddesinde, tescil plakalarının harf guruplarındaki ayrıştırmada; emniyet teşkilatı, diplomatik muafiyetli, yurdumuzda bulunan yabancı, ticari taksi, geçici tescilli ve geçici gümrüklü araçlar olarak gruplanmış ve tanımlanmıştır. Yönetmeliğin 56ıncı maddesinde, plaka zemin ve harf ve rakamların renkleri; devlete ait, diplomatik, emniyet teşkilatına ait ve resmi olmayan araçlar olarak  gruplanmış ve tanımlanmıştır. Yönetmeliğin 58inci maddesinde; özel tahsisli plakalar, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, istihbarat ve gizli hizmet araçları olarak gruplanmış ve tanımlanmıştır. Yönetmeliğin 58inci maddesinde; ad soyad ve ticari ünvana göre verilecek plakalar tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere yukarıdaki sınıflamada, aracın kullanılış amacının resmi ve özel görev olması esas alınmış ve bu tanımlamaların dışında kalan özel kişilere ait tescil plakaları bir tek sakatlara ait araçlar için ayrıştırılmıştır. Halbuki bu ayrıştırmanın zemini ve dayanağı kanunda bulunmamaktadır. Diğer yandan tescil plakalarındaki tüm ayrıştırmalar, aracın resmi görev ve genel konumu itibariyle olurken, özel kişiler için tanımlanan tescil plakalarına ise sürücüsünün fiziksel ve özel durumlarını yansıtan ayırıcı bir işaret konulmaktadır. Şahıslara ait özel araçlar, sakatların kullandığı ve sağlamların kullandığı araçlar olarak ayrıştırılmaktadır. Bu ayrıştırmanın sakat sürücülere zarar verdiği apaçıktır.

I- Tescil plakalarından vergi kontrolü yapılması

Engelli bir vatandaşın bazı vergi muafiyetlerinden yararlanarak, özel tertibatlı araç alması, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun istisnalar bölümünde, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun Gümrük Vergilerinden Muafiyet ve İstisna bölümünde tanımlanmıştır. Burada sakat bireyin araba edinmesi olayını anlatmak istiyoruz. Engelli bireyin vergi muafiyetlerinden yararlanabileceği, özel tertibatlı bir araç edinebilmesi için, her şeyden önce en az %40 oranında sakat olduğuna dair devlet hastanelerinden alacağı kurul raporu gereklidir. Bu rapordan hariç, muafiyetten yararlanarak araç alacağını belirterek alacağı kurul raporunda, fonksiyonları eksik olan organlarının yerine özel tertibat yaptırılarak araç kullanabileceğinin belirtilmesi gereklidir. Sadece sakatlık oranı %90 ve üzerinde olanlara, kendisinin yerine bir başkasının aracı kullanacağı ve bu şahıstan başkasının kullanmayacağına dair vereceği taahhütname ile özel tertibat yaptırılmaksızın araç edinmesine izin verilir (bu araçların plakalarında da “sakatlara mahsus” işaret bulunur. Bu durum II numaralı maddede anlatılmaktadır). Muafiyet uygulamasında, sağlık kurulu raporu en önemli belgedir. 1) Her engelli muafiyetlerden yararlanarak araç sahibi olamaz: Eğer bir engellinin fonksiyonu eksik olan organı, vitesli ya da otomatik vitesli NORMAL bir aracı kullanmaya engel oluşturmuyorsa, bu engelli vatandaşın sakatlık oranı %40 ve üzerinde olsa dahi muafiyetlerden yararlanarak araba edinemez. 2) Sağlık kurulu raporu aynı zamanda, engelli bireyin, arabasına yaptıracağı özel tertibat ile diğer sürücülerden farkı olmaksızın sürücü vasıflarına sahip olacağını gösterir belgedir. Sağlık kurul raporundan sonra engelli bireyin iki seçim hakkı vardır ve bu hak 1600cc motor silindir hacmi gibi kısıtlara bağlıdır. 1) aracını yurt içinden ÖTV muafiyetinden yararlanarak almak.

2) aracını yurt dışından gümrük vergisi muafiyetinden yararlanarak almak. Her iki seçimin sonucunda,
1) İlgili vergi dairesine, aracını kanunla belirlenmiş süresinde satamayacağı, başkasına devredemeyeceği şerhleri ile kayıt yaptırır. 2) Karayolları Trafik Yönetmeliğinin, 53üncü maddesinin 4 numaralı maddesinin a ve b bentlerinde açıklandığı gibi trafik tescilini yaptırır. Bu tescil sırasında, aracın tescil belgesine(ruhsatnamesine) “Araç sahibi tarafından kullanılması zorunlu olup, ilgili gümrük müdürlüğünün izni olmadan devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının vekaletname ile devredilmesi, kiralanması, ödünç verilmesi, özel tertibatının kaldırılması veya değiştirilmesi yasaktır.” şeklinde şerh konulur(EK-2).

İçişleri bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Trafik Kuruluşları ve Jandarma Trafik Kuruluşları ile Vergi Dairesi arasındaki, başka bir değiş ile anılan kuruluşlar ile ÖTV ve Gümrük vergisi muafiyeti arasındaki bağ trafik tescil belgesi halk arasındaki adı ile ruhsatname üzerinde yazılı olan şerhtir. Ayrıca trafik tescilinin yapılabilmesi için öncelikle vergi dairesi ile ilgili işlemlerin bitirilmiş olması şarttır. Bu şart tüm araç tescilleri için geçerlidir. Aracın alım satım işlemlerinin yapılması ve tescil belgesinin yeniden düzenlenmesi sırasında engelli, engelsiz ayrımı olmaksızın tüm işlemlerde araca ait vergilerin ödenmiş olduğuna ilişkin belge aranmaktadır. Engelli araçlarında ise yasal süre dolmadan (ki bu durum ruhsatnamede kayıtlıdır) işlem yapılmamaktadır.

Bu şerhin dışında, trafik denetimi yapan hiçbir kuruma ve denetleyicisine OTV ve gümrük vergisi muafiyetinin yerinde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi yetkisi verilmemiştir. ÖTV ve Gümrük vergisi muafiyeti denetim görev ve yetkisi, Karayolları Trafik Kanunu, Karayolları Trafik Yönetmeliği ve Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Kuruluşları Kuruluş, Görev Ve Çalışma Yönetmeliğinde YER ALMAMAKTADIR.

Görev yetkisinin tanımlanmadığı ve bulunmadığı bir konuda, davalı İçişleri Bakanlığı, yerel mahkemeye verdiği savunmasında engellilere ait araçlardaki plakalarda bulunan “sakatlara mahsus” işaretin anılan vergilerin suiistimalini önlemek amacıyla denetimlerde kullanıldığını söylemektedir. Bu durum yukarıda anılan kanunlara ve ilgili yönetmeliklere açıkça aykırıdır. Özetle, vergi muafiyetleriyle ilgili denetimler, araçların plakalara bakılarak saptanamayacağı gibi, özel yaşamın gizliliği ilkesini zedeleyici uygulamalara, düzenlemelere de gidilemez. Yönetimin bütün eylem ve işlemlerinin hukuka dayanması gerekir. Bu durum anayasada da açıkça belirtilmiştir. Davalı yönetimin, kanun ve yönetmeliklerle görev, yetki ve sorumlulukları dahilinde bulunmayan kontrolleri sırasında karşılaşacakları her hangi bir suiistimalde nasıl hareket edecekleri, ne ceza uygulayacakları da merak konusudur. Davalı İçişleri Bakanlığı'nın, hangi hukuksal düzenlemelere dayanarak “sakatlara mahsus” işaret bulunan plakalar aracılığıyla vergi muafiyeti saptadığını açıklaması gerekir.

Trafik denetim yetkilileri, yönetmelik ve kanunda tanımlanarak kendilerine verilen yetki gereğince, zorunlu trafik sigortası denetimini, durdurdukları aracın evraklarını kontrol ederek yapmaktadırlar. Ayrıca, trafik cezası ödemeleri gibi aracın trafik tescil plakasından izlenebilecek vergi ve ödemeleri, araçların belli periyotlarla yapılması zorunlu olan fenni muayenelerinde ilgili kurumlar tarafından denetlenmektedir. Engelli araçları da diğer araçlar gibi yasal periyotlarında fenni muayeneye tabidirler. Bu muayene sırasında aracın ruhsatnamesinde, “sakat aracı” yazıldığı için fenni muayene vergisi ödemezler.

II- Trafik kuralları açısından engelli sürücünün durumu

Karayolları Trafik Yönetmeliğinde, “trafik Kuralları” altıncı kısımda tanımlanmış ve ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu kısımda “sakat, özürlü, engelli” sözcüğünün geçtiği bölüm aşağıdaki gibidir.

Çocuk, Özürlü, Hasta ve Sakat Taşıtları, Gözleri Görmeyen Yayalar, Yürüyüş Kolları

Madde 149- Karayolları Trafik Kanunu ve bu Yönetmelik açısından;

a) Çocuk ve özürlülerin motorsuz taşıtlarının sürücüleri hakkında, yayalarla ilgili hükümler uygulanır.

b) Gözleri görmeyenlerden;

1) Beyaz baston taşıyan,

2) Kollarında 3 siyah yuvarlaklı sarı bant bulunan,

3) Bir yayanın veya bir köpeğin yardımı ile yürüyen,

kişilerin taşıt yolu üzerinde bulunmaları halinde, bütün sürücülerin yavaşlamaları, gerektiğinde durmaları ve yardımcı olmaları mecburidir.

c) Yetkili veya görevli kişilerin yönetimindeki yürüyüş kolları arasından geçmek yasaktır.

Görüldüğü üzere, trafik kuralları açısından, kanun ve yönetmelikte motorlu taşıt kullanan engelli sürücülere ait hiçbir ayrıcalık, hak ya da ceza tanımlanmamıştır. Bunun anlamı, engelli sürücü ile herhangi bir engeli bulunmayan sürücü arasında, trafik kurallarına uyulması ve cezalandırılması açısından HİÇBİR AYRI UYGULAMA YOKTUR.

Neden?

Karayolları Trafik Yönetmeliğinde, İkinci bölümde “Tanımlar” başlığı altında, C bendinde trafikte bulunabilecek araçlara ilişkin tanımlar, D bendinde araç sınıfları tanımlanmıştır. Her iki bentte de sakatların kullandığı araçlar ayrıca tanımlanmamış ve sınıflandırılmamıştır. Bunun nedeni, bir engellinin kullandığı arabaya önceden yaptırılan özel tertibat ile engelli aracı kendi tanım ve sınıfındaki bir diğer araçtan farksız hale gelmektedir. Yani engelli bir sürücünün fonksiyonu zayıf ya da bulunmayan organının işlevini yapılan özel tertibat normale dönüştürmektedir. Özetle özel tertibatlı araç kullanıcısı engelli sürücülerle, diğer sürücüler, “özel tertibat” olarak adlandırılan donanımın araçtaki varlığı dolayısıyla eşitlenmektedir.

Kanun ve yönetmeliğin yukarıda anlatılan özelliklerinden dolayı, sakat sürücünün trafikte herhangi bir işaretle belirtilmesine, diğer sürücülerin dikkatine sunulmasını gerektirecek hiçbir sonuç bulunmamaktadır.

İçişleri bakanlığının yerel mahkemeye verdiği savunmasında, “engelli sürücüyü diğer sürücüler fark etmelidir. Aksi halde engelli sürücü engelsiz sürücünün üstüne üstüne gelir hatta üstüne çıkabilir” benzeri ifadeler dayanaksızdır.

Ayrıca, I numaralı maddede de anlattığımız gibi %90 ve üzerinde sakatlığı bulunan engelliler, taahhütnamede belirttikleri bir sürücüye kullandırılmak üzere muafiyetlerden yararlanarak araba edinebilmektedirler. Bu arabaların tescil plakalarında da “sakatlara mahsus” işaret bulunmaktadır ama sürücüsü engelli yani sakat değildir. Bu bağlamda engelli sürücülerin, engelsiz sürücülerin üstüne üstüne gitmesi ya da üzerine çıkması biçimindeki savlar kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. Belirtildiği türde veya buna benzer tehlike yaratacak bir durum söz konusu olsaydı, engellilerin araç sürücüsü konumunda trafiğe çıkmasına hiçbir biçimde izin verilmezdi.

III- Özürlü sürücünün işaretlenmesinin tehlikeleri.

Günümüzde, özellikle büyük şehirlerimizde suç oranının artığını, kapkaç, darp ve benzeri cana ve mala kast eden olaylarının çoğaldığını, her gün gazete ve televizyonlardan izliyoruz. Biliyoruz ki, bu tür olaylar çok daha organize yapılır hale gelmiştir. Kurban önce dikkatle izlenmekte en zayıf en yardım çağıramayacak zamanı kollanarak saldırılmaktadır.

İstanbul’da geçtiğimiz aylarda tekerlekli sandalyeleri ile toplu ulaşım aracı olan otobüslere binen sakat insanlar, diğer insanları rahatsız ettikleri bahanesi ile fazla yer kaplayan sandalyeleri yerine müşteri alınamadığı için zorla indirilmeye çalışılmıştır. Bu ve benzeri pek çok olay mevcuttur ve bunlar ilgili kurumlara protesto mektupları gönderilerek tepki gösterilmiş, son olaylar için yargıya başvurulmuştur.

Devlet özürlü insanlara bazı vergi muafiyetlerini uygulamasındaki temel amaç; onların toplumun diğer bireyleri gibi hizmetlerden rahatça yararlanamadıklarını düşünerek bazı kolaylıklar sunmasının yanı sıra hizmet olarak yetişemedikleri için de vergi indirimi gibi maddi destek ile toplumun diğer bireyleri ile eşit düzeye gelmelerini sağlamaktır. Böyle insancıl amaç bir çok insan tarafından farklı algılanabilmekte ve sahip olunması ayrıcalık olan haklar olarak da görülebilmektedir. Bu da arada kıskançlık duygularının şiddete kadar dönüşmesine neden olabilmektedir. Bunların örnekleri pek çoktur ve basında yer almıştır.

Her iki durumdaki vahşi ve insanlık dışı saldırganların önüne, özürlü insanları “damgalayıp” sunmanın devletin hiçbir kurumu tarafından istenilerek yapılmayacağı düşüncemizi kuvvetle korumaktayız. Ancak işaret ettiğimiz konu çok önemli olup, geçmişteki toplumun yapısı dolayısı ile makul sayılabilecek durumun değişen suç koşullarında tekrar değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Basınımızda, engelli insanların güçsüz ve savunmasız durumundan yararlanarak onlara tecavüz edenlere, onları darp edenlere, onları kandıranlara ilişkin pek çok haber vardır. (EK-3)

Plakalarında “sakatlara mahsus“ işaret ile dolaşmaya mecbur bırakılan engelliler, aracın içinde bedensel gücünün eksik olduğunu, sokaktaki kötü niyetli insanlara kendi iradeleri dışında ilan etmektedir ki, bu durum engelli sürücülere yapılan saldırı sonucunda araçlarının ve mallarının zorla gasp edilmesini teşvik etmek anlamına gelmektedir. Bu durum kişi güvenliğiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde “Özgürlük ve güvenlik hakkı” başlığı altında düzenlenen, maddesi ihlal edilmiş olmaktadır. “Madde 5, 1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.” Plakalarda bulunan ‘sakat’ ibaresi Türkiye gibi gasp, hırsızlık, kapkaççılık suçlarının en üst düzeyde yaşandığı bir ülkede, bu tür suçlarla uğraşan kişilere engelli vatandaşları açık hedef olarak göstermektedir. Bu kabul edilebilir ve açıklanabilir ve savunulabilir bir durum değildir. Sanki engelli vatandaşlar çok rahat bir yaşam sürüyorlarmış gibi, sanki her türlü sosyal güvenlikleri tammış gibi bir de bütün bu olumsuzluklara ek olarak, teşhir ederek suçlu kişilere karşı yem haline getirilmesi kabul edilemez.

IV- Özürlü araçlarına tanınan park etme istisnası

Büyük alışveriş mağazaları ve şehrin çarşı amaçlı kullanımı yoğun olan cadde üzerlerinde, “sakatlara mahsus” işaret ile işaretlenmiş bölümlere engelliler araçlarını park edebilmektedirler. Ayrıca, İçişleri Bakanlığı, Valiliklere gönderdiği, 14.12.2001 tarih ve 0230 sayılı “Malul, Gazi ve Engellilere Ait Araçlara Park Yerleri Tahsisi ve Trafikte Gerekli Kolaylığın Sağlanması” konulu genelgede bu kişilerin araçlarını; hastane, banka, postane, alışveriş merkezleri gibi yerlere gidiş gelişlerinde yaptıkları park esnasında gerekli kolaylığının sağlanması gereği yazılmıştır. Aynı genelgede, plakasında “sakatlara mahsus” işaret bulunmayan  engelli ve malullerin, durumlarını araçlarının ön camında  belgelendirerek uygulamadan faydalanmaları sağlanacaktır denilmektedir.

Görüldüğü üzere, Karayolları Trafik kanunu ve yönetmeliğinde sakatlara tanınan tek istisna olan hakkın kullanımı, İçişleri Bakanlığı genelgesinde, plakasında özel işaret bulunmayan gazi, malul ve bir kısım sakata, araçlarının ön camına koyacakları levha ile sağlanmaktadır. O halde neden sadece engelli insanlar plakalarında “sakatlara mahsus” işaret ile dolaşmak zorunda kalmaktadırlar bu anlaşılamamaktadır. “Sakatlara mahsus” işaret bulunan ya da bulunmayan yere bir engelli aracını park ederken, aracın engelliye ait olduğunu belirtmek üzere kendi iradesi doğrultusunda, aracın camına içten, “sakatlara mahsus” işaret bulunan levha yerleştirebilir.

V- Duruşma gününün ertelenmesi istemi

13 Kasım 2006 Pazartesi günü Ankara Cinnah Caddesi alt geçit inşaat alanında geçirdiğim kaza sunucunda, sol ayağımın tibia(kaval) kemiği parçalı olarak kırıldı. 16 Kasım 2006 Perşembe günü geçirdiğim operasyonda kemiğe 30cm titanyum plaka ve 13 vida takıldı. Tarihi yaklaşan duruşma gününü de düşünerek müsait olduğum anda, raporumu da iliştirerek durumu 5. İdare Mahkemesi’ne bildirip duruşmanın ertelemesini talep ettim. Aynı zamanda avukatlarıma da durumumu bildirdim. Dava dosyasından da anlaşılacağı üzere, beni temsil eden avukatlarım İzmir’de ikamet etmektedirler ve İzmir barosuna kayıtlıdırlar. Kısa süre içinde kendi programlarını ayarlayamadıkları ya da başka nedenlerle avukatlarım davaya gelmemiştirler. Avukatlarımın bu tutumundan benim sorumlu tutulamayacağımı ve mağdur edilmemem gerektiğini düşünüyorum. Halbuki duruşma tebliğini aldıktan sonra, duruşma için çok ciddi ve emek yoğun çalışma yapmıştım. Daha sonra bu çalışmamı posta yolu ile 5. İdare Mahkemesine gönderdim. Tüm hazırlıklarıma karşın beklenmeyen bir durum dolayısı ile 97 günü evde geçirmek durumunda kaldım (EK-4). Bu nedenle çalıştığım kurum olan TC Merkez Bankası’na da Hastane Kurul Raporu’nu verdim ve evde geçen süre içinde iş yerimden raporlu sayıldım. (EK-5)

VI- Yönetmeliğin ilgili hükmünün iptali istemi

Yasalarımıza göre, bir vatandaşın kanunu bilmemesi mazeret sayılmaz. Ancak, yönetmeliği bilmemenin mazeret sayılmayacağı yönünde bir hüküm yoktur. Bir yönetmelik, Anayasaya, uluslararası sözleşmelere aykırı maddeler taşıyorsa, davacının itirazı üzerine yargı “esasa gitmelidir”. İlgili yönetmeliğin anılan maddesi açıkça yukarıda savunulduğu gibi Anayasamız, ilgili kanuna, uluslararası sözleşmelere aykırıdır.

Unutulmamalıdır ki her insan eşit doğar ve yaşamı boyunca herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmadan tüm diğer insanlarla eşit ve onurlu, haysiyetli bir yaşam sürdürme hakkı vardır. Ancak bu tür hiçbir mantıklı temeli olmayan bir düzenlemeye giderek insanların bu haklarını kullanmasını engellemeye ve onları bulundukları durumdan daha zor bir duruma sokmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Engelli insanlarımızın yaşamlarını kolaylaştırmak için, onları ifşa etmek yerine sosyal güvenliklerinin tam olduğu bir ortam sağlamak herkesin görevidir. Hukukta özgür irade esastır. Plakalarda yer alan “sakat” ibaresinin hukuka temel olan, özgür iradeyle hiçbir bağı olmaması ve zorlamayla, teşhir etmeye dayalı olması ne denli sakat bir düzenlemeyle karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir.

SONUÇ VE İSTEM : Ankara 5. İdare Mahkemesi’nin red kararının temyiz nedenlerimiz ve resen
gözetilecek nedenlerle bozulmasını ve yargılama giderleriyle avukatlık
ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ederiz.

Avni ARIKAN

Vekili

Av. Senih ÖZAY

 

Ek: 5 adet belge