Birgün Gazetesi(9/Tem/05)

NumberOne Radyo(Cem Ceminay'la söyleşi 25/Kas/05)

Birgün Gazetesi(4/Ara/05)

Engelli Yasa'ya iptal davası

3Aralık Dünya Engelliler Günü etkinlikleri devam ederken, 30 Ekim'de yürürlüğe giren ve engellileri 'ötekileştiren', 'Özürlüler ve Kısıtlılar Yönetmeliği'ndeki 'engeller' tartışma yarattı.

Engelliler veri tabanı oluşturulmasına ve engellilik bilgisinin nüfus cüzdanlarında yer almasına dair yönetmeliğin 7. maddesindeki 'Özürlülük bilgisinin nüfus cüzdanında yer alması' bendi ile maddenin 2. fıkrasındaki 'Özürlü olduğunu istenen belgelerle beyan eden ve il müdürlüklerine başvuran Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının nüfus cüzdanlarının arka yüzüne, %… oranında özürlüdür ifadesi yer alır' ifadeleri itirazlara neden oldu.

İzmirli avukat Senih Özay da, engelli müvekkillerinin talebi ile yönetmeliğin iptali için Danıştay'da dava açtı. Avukat Senih Özay şunları söyledi:

"Yönetmeliğin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle Danıştay Başkanlığı'na başvurduk. Yönetmeliğin, Anayasa'nın 10. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 5, 8 ve 14. maddelerine aykı rı olduğunu düşünüyoruz. Durumu insan haklarına aykırı buluyoruz. Anayasanın 10. maddesi herkesin kanun önünde eşit olduğunu belirtirken, AİHS'nin 8. maddesine göre 'herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkında sahiptir. 14. madde ise 'bu sözleşmede yer alan haklar herkese, hiçbir ayrım gözetilmeden uygulanır' ifadesini içerir.

Dilekçemizde, yönetmeliğin insan hakları ihlali olduğunu ve engellilerin onurlarını rencide ettiğini belirttik.''

Özay, bunun dışında engelli sürücülerin araçlarının plakalarında yer alan engelli ambleminin kaldırılması için de İçişleri, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlıkları'na başvurduklarını söyledi.

YönFM Radyosu (Merhaba Acil programı, Dr.Mustafa Sütlaş'la söyleşi 5/Ara/05)

Gazete (Engelliler Günü Yürüyüşü) (7/Ara/2005)

Birgün Gazetesi (8/Ara/05)

ASLA SESSİZ KALMAYACAĞIZ

ÖZGÜR GÜRLEYEN - İSTANBUL / 3 Aralık Dünya Engelliler Günü'nde Galatasaray Lisesi önünde toplanan Türkiye Sakatlar Derneği üyeleri ve yöneticilerinin İstiklal Caddesi'nde düzenledikleri yürüyüş belediyenin yol çalışmaları na takıldı. Caddedeki çukurlar ve yoğun çamur engellilere zor anlar yaşattı. Yaşam alanlarının engelilerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmediğini bu nedenle biyolojik engellilerin dışında fiziksel ve yerel yöneticilerin duyarsızlıkları nedeniyle de engellendiklerini dile getiren engelliler ve dernek yöneticileri sorunlarını anlattı.

Şükrü Boyraz (Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkanı): Engellilere yönelik negatif ayrımcı lık sürüyor, toplum dışına itiliyorlar. Eğitim kurumlarını, toplu ulaşım araçlarını, yolları rahatlıkla kullanamıyoruz çünkü yerel yöneticiler bu alanları ihtiyaçlarımıza göre düzenlememişler. Onların bu duyarsı zlıkları en genel anlamıyla toplumda engelilere yönelik negatif ayrımcılık yapıldığının bir göstergesi. Yeni Özürlüler Yasası için içi boş yasa dedik, göz boyuyorsunuz dedik hepsi doğru çıkmadı mı? Temmuz'un başında çıkardığınız yasanın uygulanması için gerekli yönetmeliklerin hangisi çıktı? Samimiyetiniz bu kadarmış. TSD olarak, engellilerin haklı talepleri için mücadeleyi sürdürmeye kararlıyız. Asla sessiz kalmayacağı z.''

Vedat Osmanoğlu (Sakatlar Derneği Kadıköy Şube Başkanı): Ulaşım bizim için önemli bir problem. Biyolojik engellerimiz nedeniyle yaşadığımız sorunlar yetersiz gelmiyormuş gibi bir de özel halk otobüslerinde seyahat ederken ulaşım ücreti vermememiz nedeniyle görevlilerin sözlü tacizine uğruyoruz. Hatta küfrediyorlar ve otobüslere almak istemiyorlar. Sorunların çözümünde bir arpa boyu bile yol katedilmedi.

Ahmet Gürlevik (Türkiye Sakatlar Derneği Gaziosmanpaşa Şube Başkanı): Yöneticilerimiz duyarsızlıklarını ısrarla sürdürüyor. Engelilere yönelik negatif ayrımcılık devam ediyor. Yerel yöneticiler yaptıkları hizmetleri engelilerin sorunlarını dikkate almadan gerçekleştiriyor. Bu da engellilere yeni engeller çıkarıyor.

Teslime Toplacı: Yaşamın her alanında engellilerle karşılaşıyoruz. Hatta yeni yasa da bizim için engel. Yasanın eskisine göre daha geri ve ayakları yere basmayan bir yasa olduğunu düşünüyorum. Yerel yönetimler, düzenlemeler yaparken engellileri de dikkate almak zorunda. Aksi halde yapılan çalışmalar engelilerin yaşamını zorlaştırmaktan öteye gitmeyecek. Bunun en basit örneğini, bizi engelleyen İstiklal Caddesi çalışmalarında da görebiliyoruz.

CNNTürk TV - 5n1k Programı (9/Ara/05)


Bugün Gazetesi (10/Ara/05)

Takvim Gazetesi (12/Ara/05)

Evrensel Gazetesi (22/Ara/05)

CNN TÜRK -Gece Görüşü ve Ajans Programları- (22/Ara/05)

BiaNet (24/Ara/05)


Altta Kalan Kimliğin Vay Haline!

Haklar temelinde örgütlenmiş, ezen-ezilen ilişkisini doğuran toplumsal hiyerarşiyi yeniden üretmeyen, kendilerinin değil de kimliklerini oluşturan toplumsal kodların teşhirini amaçlayan ve sosyal ben merkezci olmayan siyasetlere ihtiyacımız var.


BİA Haber Merkezi
24/12/2005    Çağrı DOĞAN       surveyor@mail.koc.net

BİA (İstanbul) - Bir varmış, bir yokmuş. Yıllar öncesine kadar, kadınların kamusal alanlarda pek görünmediği bir ülke varmış.

Zamanla, kadınlar, kah ucuz işgücü olarak, kah kendilerindeki dişil olanın geliştirilip teşhir edildiği ve pazarlandığı, kadın cinselliğinin doğrudan erkeğe sunulduğu genelevler, kadınların hanımlaştırıldığı güzellik salonları, güzellik yarışmaları, mankenlik ajansları vb kurumsal yapılarda toplanarak; kah vücutlarını örtüp dişil olanı da gizleyerek, kah teşhir ederek; ama nihayetinde, erkek egemen sistemin istediği biçimlerde, kamusal alanlarda görülmeye başlamışlar.

Kadınların toplumsal yaşamdan dişi oldukları için dışlandığı ya da dişiliklerini öne çıkararak sosyal yaşama dahil olabildikleri bu ahval ve şeraitte, seksi olmadan toplumsal yaşamda kadın olarak yer almak, sadece insan olmanın değeriyle tartılmak isteyenlerin işi hayli zormuş.
Gün gelmiş bu ülkede, bir süre önce, kadınların dişiliklerine yönelik çalışmalar yapmak üzere, Başbakanlığa bağlı dişiler idaresi diye bir birim kurulmuş.

Bu birim, kadınların ped, prezervatif, doğum kontrol hapı, kozmetik malzemeleri vb çeşitli ürünleri indirimli ya da ücretsiz olarak edinebilmeleri için, üzerinde sahip olanın vücut ölçülerinin, yumurta üretme kapasitesinin, bakirelik durumunun ve dişilik oranının yazdığı Dişilik Kimlik Kartı adlı bir kart dağıtmaya başlamış.

Bu uygulama karşısında kimsenin çıtı çıkmamış. Daha önce, bu tür indirimlerden ve çeşitli haklardan yararlanmak için altı ayda bir dişilik raporu almak gerektiğinden, ve her yerde kartın ibrazı gerekmediğinden, işleri kolaylaştırma olasılığını da düşünerek bir sürü kadın bu karttan edinmekte bir beis görmemiş.

Dişiler İdaresi'nin söz konusu uygulamasıyla toplumda ne kadar dişi olduğunu öğrenemediğinden mi bilinmez, bir gün mevcut hükümet bu uygulamayı yürürlükten kaldırmaya karar vermiş ve soruna kökten bir çözüm bulmanın heyecanıyla, dişilik bilgilerinin herkes için verilen nüfus cüzdanlarına işletilmesini emreden bir ferman yayınlamış.

Dişiliklerini yadsımadan, gizlemeden ya da teşhir etmeden kadın olarak yaşamak isteyen bir grup kadın, bu fermanı bardağı taşıran son damla olarak algılayıp isyan etmişler ve fermanın iptali için mahkemeye başvurmuşlar.

Bu kez de, kendilerini kadınların hakları yerine dişilikleri üzerinden var eden, bazı genelev patron/patroniçeleri ve mankenlik ajansı sahipleri, bu uygulama karşısında sessiz kalmakla yetinmeyip, isyancıların bir bardak suda fırtına kopardıklarını, dişiler için hiçbir şey yapmayıp, durmadan yapanları eleştirdiklerini söyleyip yazarak, işi, isyancılara karşı bir karalama kampanyası başlatmaya kadar götürmüşler.

Sonra ne mi olmuş? Göreceğiz!

Ara not: Yukarıdaki masalsı denklemde biyolojik bir duruma işaret eden dişi, özürlü; sosyal bir kimlik olan kadın, sakat; egemen olanın hizmetine sokulmuş kadına işaret eden hanım, engelli; seksi, ezik ve mahkeme, Danıştay değerindedir. Değerleri belirtilmemiş olan ifadelerin değerleri okuyucu tarafından verilebilir.

Özürlü kimlik kartı

Gerçekten de, 30 Ekim'de, ulusal düzeyde özürlüler veri tabanı oluşturulması ve özürlülerin kendilerine tanınan hak ve hizmetlerden kolaylıkla yararlanabilmelerini sağlama gerekçesiyle, özürlülük bilgilerinin isteğe bağlı olarak nüfus cüzdanında yer almasını öngören bir yönetmelik çıkarıldı; bu gerekçeyle daha önce hayata geçirilen "özürlü kimlik kartı" uygulamasına son verildi.

Kendilerini özürlülük merkezli yapılarda ifade edemeyen bir grup da, söz konusu yönetmeliğin iptali için Danıştay'da dava açtı. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyenler TurkQuad adresini ziyaret edebilirler.

Ezilen kimlikler ve toplumsal mücadele

Yazıya, kimlik kartıyla ilgili kısım dışında kadınlar için büyük ölçüde gerçeği yansıtan masalsı anlatımın alınmasının iki temel nedeni var. Birincisi, ezilen kimliklerin durumlarının benzerliğine ve ortak mücadelenin gereğine işaret etme kaygısı.

Yeri gelmişken, Türkiye'de 1965 yılında, sağırlar okullarında işaret dilinin kullanılmasının yasaklandığını da hatırlatalım. İkincisi, aslında utanç verici bir durum yazan için ama, doğrudan sakatlığa ilişkin anlatımın okuyanların ilgisini çekmeyeceği kaygısı. Zira utandıranları utandıracak bir sakat hareketinin varlığından söz etmek güç.

Yakın gelecekte, sınıf merkezli anlayışların, sakatlık, kadınlık vb kimliklere dair doğru siyaset geliştirmeleri olanaklı ve olası görünmüyor.

Bu durumda, bu kimlik sahiplerinin onların doğruyu bulmalarını bekleyecek hali yok tabii. Öte yandan, sakatlar dahil tüm toplumsal kesimleri sakatlayan neo-liberal politikaların geliştiricileri ve uygulayıcılarının kucağına oturmak da çözüm değil.

Haklar temelinde örgütlenmiş, ezen-ezilen ilişkisini yaratan toplumsal hiyerarşiyi kendi içlerinde yeniden üretmeyen, kendilerinin değil de kimliklerini oluşturan toplumsal kodların teşhirini amaçlayan ve sosyal ben merkezci olmayan siyasetlere ihtiyacımız var.

Kimlikler yan yana duruversin

Tarih, bir dönem için statükonun kitleler lehine hizaya getirilmesi mücadelesinin motoru olan güçlerin, kısa bir sure içinde kitleleri statüko lehine hizaya getirmeye çalışan iktidarlara dönüşmesinin örnekleriyle dolu.

Günah, tarihi, hiyerarşik ve sosyal ben merkezci anlayışla yazan hareketlerin boynunda. ABD güdümlü hale gelen eski doğu bloğu ülkeleri ve Kürt hareketinin durumu en güncel örnekler arasında. Yazının konusu bağlamında, Altı Nokta Körler Derneği 'nin sözü edilen yönetmeliği olumlayan tavrı da, yukarıdaki önermeyi gerçekleyen örneklerden.

Kimliklerin hangisi üstte hangisi altta olsun tartışmasının yapıldığı masayı, "neden üst üste duruyor şu canına yandığımın kimlikleri Allah aşkına? Yan yana duruversinler!" deyip terk ettiğimizde ve masayı kendisiyle baş başa bıraktığımızda aralamış olacağız sanırım daha adil bir dünyanın kapılarını. Ütopya mı? Olsun. Ütopyanın suçu ne? (ÇD/EK)

Takvim Gazetesi (26/Ara/05)

Takvim Gazetesi (2/Oca/06)

Posta Gazetesi (Yavuz KOCAÖMER)(06/Oca/06)

Nüfus Cüzdanı ve Engelliler

30/10/2005 tarih ve 25981 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan bir yönetmeliğe göre özürlülere ilişkin bilgiler bundan böyle Ulusal Özürlüler Veri Tabanı ve MERNİS Veri Tabanı'nda yer alacak. Bu yönetmelikle yakın bir gelecekte, adı geçen veri tabanlarının kamu kurum ve kuruluşlarının paylaşımına açılması, böylece özürlü vatandaşlarımızın gerekli bilgilerine belgelendirme şartı olmadan ulaşılması sağlanacak. Bilindiği gibi, anılan yönetmelik yürürlüğe girmeden önce, engellilere Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığınca tanınan hak ve hizmetlerden yararlanmak için "özürlüler için kimlik kartı" düzenlenmekteydi. Ancak, söz konusu kartların, sadece bir kurum eliyle ve merkezden verilmesinin yarattığı bürokrasi, kartların hazırlanması sürecini uzatmaktaydı. Bu nedenle, Özürlüler Kanunu'nda yapılan düzenleme ile valiliklere yetki verilerek, özürlüler için kimlik kartı yerine nüfus cüzdanlarında özürlülük bilgilerinin yer alması sağlanmıştır. Bu bilgiler sadece özürlünün talep etmesi halinde nüfus cüzdanlarında yer alacaktır. Özürlülükle ilgili bilgilerin nüfus cüzdanında yer almasını istemeyen özürlülerimiz, tanınan hak ve hizmetlerden, eskiden olduğu gibi sağlık kurulu raporlarını ibraz ederek yararlanacaklardır.

Bu T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi tarafından yapılan bir açıklamadır.

Gerek var mıydı?

Bir taraftan "isteyen nüfus cüzdanına engelli olup olmadığını yazdıracak" derken, diğer taraftan "İstemeyenler tanınan hak ve hizmetlerden eskiden olduğu gibi sağlık kurulu raporlarını ibraz ederek yararlanacaktır" cümlesi bize göre çelişki yaratmaktadır. Bir taraftan serbest bırakacaksınız, öte taraftan yine sağlık kurulu raporunda özürlülere sağlayacağı faydalardan yararlanmak konusunda belge olarak kabul edeceksiniz. Bu durum uygulamada eskisinden daha karışık sonuçlara yol açacaktır. Bir müddet sonra, özellikle devlet dairelerinde yapılan işlemlerde, genelde bu tip yönetmelikler iyi okunup algılanmadığı için sorunlar ortaya çıkacaktır. Bazı devlet kurumları "Artık engellilerin engeli nüfus kağıtlarına yazılıyor, git nüfus kağıdına yazdır" diyecek kadar ileri gideceklerdir. Ve bu konuda şikayetler artacaktır. Bu bakımdan Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nın kimseye danışmadan, demokratik bir katılıma gerek görmeden aldığı bu kararı biz biraz hızlı tren projesine benzetiyoruz.

Ayrımcılık mı?

Bildiğimiz kadarıyla dünyada hiçbir ülkenin nüfus kağıdında insanların engelli olup olmadığı yazmaz. Hukuki bakımdan bunun bir ayrımcılık olup olmadığını tartışmak çok uzun zaman alır. Bunu hukukçulara bırakarak, biz konunun pratik yönüne bakmak istiyoruz. Ancak bu arada hemen belirtmemiz gerekir ki bu yönetmeliğin nüfus cüzdanı düzenleme ile ilgili yasa maddelerine aykırı olup olmadığının da araştırılması gerekir.

Hemofili - ne fili?

Şimdi gözümüzde şöyle bir sahneyi canlandıralım. Hemofili (kan hastalığı) hastalığı bulunan bir vatandaşımız nüfus kağıdına diyelim ki "Yüzde 70 oranında engellidir" diye yazdırmış. Sonra herhangi bir işi için bir devlet kurumuna başvuruyor. Kurumdaki memurla engelli vatandaşımız arasında şöyle bir konuşma geçecek herhalde:

"Kardeşim burada yüzde 70 engelli yazıyor, senin de hiçbir tarafında eksik yok. Nasıl engel bu?"
"Efendim, ben hemofili'yim."
"Ne fili kardeşim? Sen sakat değilsin ki. Sapasağlam duruyorsun karşımda. Ne filinden bahsediyorsun?"

Eğitim seviyesinin belli olduğu ülkemizde, yukarıda yazdığımız senaryonun gerçekleşeceğine inanmamak elde değil. Fiziksel veya zeka engeline sahip bir insanımız zaten bunu diğer insanlara doğal olarak göstermektedir. Ancak hemofili, Behçet hastalığı, ağır kanser hastalığı geçiren bir insan, astım hastaları gibi dışardan bakıldığında engelleri belli olmayan insanlarımıza, nüfus kağıtlarına "İsterseniz siz de engelinizi yazdırın" diyerek işin içinden çıkmak ne derece doğrudur?

Diğer engelli gurupları

Özellikle görme engelliler grubunda internet sitelerinde bu konudaki tartışmalar devam ediyor. Gördüğümüz kadarıyla görme engelli insanlarımız konuyu daha çok fiziksel engel olarak görüp nüfus kağıtlarına engel oranının yazılmasında bir sakınca görmüyorlar. Karşı çıkanlar ise ayrımcılık ve insanların aşağılanması konularından hareketle duyarlılık gösteriyorlar ki onlar da haksız değiller. Bir de Av. Turhan İçli gibi "Fırsat bu fırsat" deyip sadece bir engelli grubunun bu konudaki görüşlerini dile getirdiğini düşünerek yazanlar var. Açıklamasının bir yerinde şöyle diyor: "Şu özel hayatın gizliliğine aykırılık iddiasına gelince; bu gerçekten son derece gülünç bir iddiadır. Hiç kuşku yok ki özürlülük durumu özel hayatın gizlilik kapsamına girebilecek bir kavram değildir. Bizler yıllardan beri özürlü olduğumuzu gizlemek yerine, açığa vurarak toplumsal varlığımızı hissettirmeye, toplumun özürlülerle iç içe ve yan yana yaşaması gerektiği bilincini yaratmaya ve yaymaya, haklarımızı toplumsal varlığımızın ve bileğimizin gücüyle elde etmeye çalışırken, birileri çıkıp özürlünün özel hayatı gizliliği çerçevesinde bir olgu olduğu iddiasını ortaya atıyor. Bu hiçbir surette ciddiye alınabilecek bir sav olamaz. Buna sadece gülünür."

Av. Turhan İçli'nin yazdığı bu satırları, kalıcı hastalıklara sahip engelli grubuna giren, yukarıda saydığımız bazı hastalıklara sahip insanlarımız okuyunca, herhalde onlarda bu yazılanlara gülecektir. İşte Türkiye'de toplumsal birleşmenin her konuda ve tüm toplumu kapsayacak şekilde yapılamadığının bir başka örneği. Ayrıca, ülkemizdeki 8,5 milyon engelli insanımızın en az 5,5 milyonunun engelinin dışardan gözükmeyeceği şekilde kalıcı hastalıklar olduğunu da unutmamamız gerekir.

En büyük dernek bizim dernek

Yine bu tartışmalarda ortaya çıkan bir başka gerçek de, Türkiye'de kurulu çeşitli veya aynı engel guruplarında faaliyet gösteren derneklerin, kurumların ve kuruluşların hepsinin "En iyi ben bilirim, en iyi dernek benim derneğimdir" iddiasını yansıtması. Bundan dolayı da Türkiye'de engelliler hareketi arzu edilen şekilde tek ses, tek yürek olarak ortaya çıkamamaktadır. Çünkü ucuz hesaplar peşinde koşan, falanca derneğe, filanca federasyona yönetim kurulu üyesi, başkan olmak için kırk takla atan yönetici tiplerinin bu olumsuz davranışlarının cezası çekilmektedir. Böyle tartışmalara demokrasi demek, bu tartışmaların içinde olanlar tarafından ileri sürülen bir bahanedir. Gönül ister ki engelliler camiasına hizmet eden, ama bu hizmetleri yaparken "En iyi ben bilirim, en başta ben olacağım" diyen ve bugün nerede olduğu belli olmayan bir kısım yöneticiler, genç dernek yöneticilerine örnek olsun.

Açık Radyo (..... söyleşi 19/Oca/06)

Kırmızıçizgi Dergisi (01/Mar/06)

Posta Gazetesi (Yavuz KOCAÖMER)(24/Nis/06)

Engelliler camiasında neler oluyor ?
Sevgili okurlarım, bu hafta sizlerle engelliler camiasını ilgilendiren bazı haberleri paylaşacağız.
Türk Hava Yoları'nın cevabı
6 ay süren yazışmalardan sonra THY nihayet okurumuz Uğur Becerikli'ye cevap verdi. THY 'da çalışan engelli personel sayısı 58 'miş. Buna göre daha yaklaşık THY 70 engelli personeli daha iş yasası gereği çalıştırmak mecburiyetinde. Aldığımız bilgilere göre bu konuda çalışmalar devam ediyormuş.
Merak ettiğimiz bir başka husus ise , THY'nin yasaya uymayarak, çalıştırmadığı her personel için 750 YTL aylığı 2005 yılında devletin hesabına yatırıp yatırmadığı. Ama yine biliyoruz ki THY bu soruya da cevap vermekte zorlanacak.
İçişleri Bakanlığı Genelgesi
10 Mart tarihinde T.C. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü bir genelge yayınladı. 13 Mart tarihi itibariyle engelli vatandaşlarımızın engel oranlarına ilişkin bilgilerin MERNİS Veri Tabanı'na aktarıldığını bildirdi. Bu çerçevede engelli vatandaşlara verilen nüfus cüzdanlarının arka yüzünün onay bölümünün üst kısmında '' Yüzde ..... oranında özürlüdür '' ibaresinin yer alacağı açıklandı.
Engel bilgisi MERNİS Veri Tabanı'nda yer alan vatandaşlarımızın müracaatlarında, kendilerinden nüfus cüzdanı talep belgesi dışında başka belge istenmeyecektir. Sadece beyanlarına dayanılarak nüfus cüzdanlarında '' engel oranının '' yer alması sağlanacaktır. İstenmedi takdirde '' engel oranı '' hiçbir şekilde nüfus cüzdanlarında yer almayacak.
Fikrimiz değişmedi
Her ne kadar engelli vatandaşlarımızdan istemeyenler nüfus cüzdanlarına engellilik oranını işletmek zorunda değil. Ama ileride hep birlikte birtakım anlaşmazlık ve tartışmaların ortaya çıkacağına kesin gözüyle bakmaktayız. Bizdeki bilgilere göre, hiçbir Batı ülkesindeki engelli insanların nüfus kağıtlarında engel oranı yazmıyor. Bu konu insan hakları yönünden çok tartışıldı. Şuan devam etmekte olanda bir dava da var. Bunun sonucunu beklemek gerekir. Ancak anlayamadığımız , yapacak bir çok iş varken , bu tip önem arz etmeyen konulara eğilerek tartışmalara meydan verilmesi. Bir süre sonra çeşitli devlet kurumlarında işlerini yaptırmak isteyen engelliler ile oradaki görevliler arasındaki tartışmalara da tanık olacağız.
Ömer Balıbey'e
3 Nisan tarihli köşemizde İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey'den 19/12/2005 tarihli yazımızla ilgili araştırma sonuçlarını beklediğimizi belirtmiştik. Hassasiyet göstererek yazımızın yayınladığının ertesi günü bir faks çekti. Müfettişlerin yaptığı incelemenin devam etmekte olduğunu belirtip sonuçlandığında bilgi vereceğini söyledi. Bu köşede yazılan bir şey unutulmaz. Bu bakımdan da diğer köşelerden biraz farklıdır. Biz , görevimiz gereği her 6 haftada bir Sayın Balıbey'e buradan '' Ne zaman bitecek bu araştırma '' diye sesleniriz. Bu arada dikkatimiz çeken , tüm devlet dairelerinde olduğu gibi yine Ömer Balıbey'in de gönderdiği yazının altında ne '' Saygılarımla '' , ne '' Sevgilerimle'' diye bir sözcük olmaması. '' Bilgilerinizi rica ederim '' demiş ve imzalamış. Yine söylüyoruz. Avrupa Birliği'ne girmeye çaba gösterdiğimiz şu günlerde bu Osmanlı devrinden kalan anlayış değişmek zorunda. Batı ülkelerinde devlet kurumları vatandaşlarına yazı yazarken altına ''Saygılarımla'' veya '' Dostane selamlarımla'' diye bir ibareyi muhakkak koyar. Bu ibareyi koydukları içinde ne o devlet kurumunu temsil eden insanlar küçülür, ne de onlara gösterilen saygıda bir azalma olur. Tam aksine devlet kurumlarıyla halk kaynaşır . İnsanların tercihlerine göre bir kısmının devlette , bir kısmının da özel sektörde çalıştığı herkes tarafından son derece normal karşılanır. Bunun bir eğitim konusu olduğunu düşünerek sevgili Ömer Balıbey'den bu konuda da öncülük bekliyoruz.
TSD Gönen Şubesi
Türkiye Sakatlar Derneği'nin Gönen Şubesi de aktif sivil toplum örgütlerinden bir tanesi. 1992 yılında kurulan dernek , bu güne kadar tekerlekli sandalye , akülü sandalye dağıtımlarının yanı sıra , Gönen İlçesi'nde engelli insanlarımıza devlet hastanelerinden raporlar alarak , gerektiğinde aylık bağlayarak , öğrencilere eğitim yardımı yaparak , sağlık desteğinde bulunarak faaliyetlerini yürütüyor.
Özürlüler Eğitim , Kültür Merkezi ve Yurdu
Gönen Özürlüler Eğitim , Kültür Merkezi ve Yurdu'nun temeli 17 Mayıs 2003 tarihinde atılmış. İlçe Kaymakamı Mehmet Demirezer, Belediye Başkanı Hayati Köse 'nin destekleriyle inşaat ilerliyor. Ancak toplam 5 kattan oluşan , 5 bin metrekare inşaat alanına sahip olan binanın inşaatının tamamlanmasında zorlanılıyor. En modern tekniklerle , tüm engelli guruplarına hizmet edecek şekilde tasarlanan binanın tamamlanabilmesi için desteğe ihtiyaç var. Konu ile ilgilenen vatandaşlarımızın ( 0 266 ) 762 59 07 no'lu telefondan bizzat Dernek Başkanı Nihat Kaban'a ulaşarak bilgi almaları mümkün.
Engelleri kaldıralım
Söz Türkiye Sakatlar Derneğinden açılmışken genel merkez tarafından kısa bir süre önce başlatılan '' Engelleri kaldıralım ''' kampanyası ile ilgili de birtakım bilgiler vermek istiyoruz.
Kampanya Turkcell ve Avea GSM Şirketleri tarafından sağlanan 5045 mesaj hattına gönderilecek mesajlardan elde edilen gelir ile yürütülecek. Her boş mesaj 2.5 YTL değerinde. Bu proje ; mimari ve insani düzenlemeler ile uygar toplumlara yaraşır örnekler yaratmayı hedefliyor. Proje kapsamında belirlenecek okullarda, mimari düzenlemeler ( rampa, asansör, tuvalet v.b) yapılacak. İhtiyaç sahibi engelli öğrencilerin öğrenim ortez, protez , koltuk değneği , tekerlekli sandalye ihtiyaçları karşılanacak, onlara eğitim bursu verilecek. Proje hayata geçirilirken sivil toplum kuruluşları , ilgili meslek kuruluşları ve kamu daireleri ile ortak hareket edilecek. Artık söz siz sevgili okuyucularımızda. 5045 'e boş bir mesaj atın ve Türkiye'nin en düzgün çalışan sevil toplum örgütlerinden bir olan Türkiye Sakatlar Derneği'ne bu kampanyada destek olun.

Türkiye Sakatlar Derneği Yürüyüşü (18/May/06)

Birgün Gazetesi(22/Ağu/06)