|
Aşağıdaki yazı www.sagliksifa.com sitesinden ve
www.hekimce.com sitesinden derlenmiştir.
Guillain-Barre Sendromu (GBS) Nedir?
GBS, çevresel sinir sisteminin edinilmiş bir bağışıklık
kökenli yangısal bozukluğudur; merkezi sinir sistemi (beyin ve
omurilik) etkilenmez. Bu hastalık için kullanılan diğer isimler
şöyledir: akut enflamatuvar demiyelinize edici polinöropati, akut
idiyopatik poliradikülonörit, akut idiyopatik polinörit, Fransız
polyosu, Landry'nin yükselici felci.
GBS, akut immün polinöropatiler olarak adlandırılan bir
sinir sistemi hastalık grubunun tipik örneğidir [1]. Genellikle
simetrik ve bacaklardan başlayıp, yukarı doğru çıkan kas güçsüzlüğü,
deride duyu bozuklukları ve kalp-damar sistemi, solunum sistemi,
barsaklar ve mesane gibi iç organların işlev bozuklukları ile kendini
gösteren bir hastalıktır; iyileşme oranı yüksektir [2].
Sendromun temel patolojik özelliği, henüz nedeni
bilinmeyen ivegen ve ilerleyici bir yangı nedeniyle, beyin sapı ve
omurilikten çıkan çevresel sinirlerin çevresini saran ve yalıtım
malzemesi işlevi gören miyelin kılıfın kaybıdır. Sendromun, aslında,
bir otoimmün hastalık olduğu görüşü yaygındır: hasta kişinin
bağışıklık sistemi, bir şekilde, miyelin sinir kılıflarına karşı
savaşması için tetiklenmekte ve bu kılıfların yıkımına neden olan
yangıyı başlatmaktadır. Bu görüşü destekleyen kimi gözlemler
şunlardır:
Vakaların yarısından fazlası, bakteriyel ya da viral
bir enfeksiyonun hemen sonrasında bu sendroma tutulur.
Tarihçe
Fransız doktor Jean Landry, 1859'da, hastalığı ilk
tanımlayan kişi olmuştur. Hastalığın önemli tanısal aracı olan BOS'da
yüksek protein ve normal ya da çok az yükselmiş hücre sayımı durumunu
ise Georges Guillain, Jean Alexandre Barré ve Andre Strohl 1916'da
ortaya koymuşlardır.
Beyin sapı ve omurilikten çıkan ve hedef doku ve
organlara (esasen kaslar, deri ve tüm iç organlar) yönelen çevresel
sinirlerin çıktıkları noktaya en yakın kısımlarına sinir kökleri
denir. Hepsinde olmasa da çoğu tipik GBS vakasında, bahsi geçen yangı
bu sinir köklerinde başlar. Bu yüzden de hastalığa akut idiyopatik
poliradikülonörit de denmektedir.
GBS'nin tipik bir örneği olduğu akut immün
polinöropatilere bakıldığında, GBS'nun farklı varyantları olduğu
görülebilir. Yakın tarihli araştırmalar miyelin kılıf yıkılmasının
yaklaşık %80 hastada temel patolojik sorun olduğunu, geri kalan
yaklaşık %20 hastada ise akson hasarının geliştiğini göstermiştir ki,
klasik GBS'de esasen miyelin yıkımı görülür. Kafa sinirlerinin
tutulumunun dikkati çektiği varyantlar da vardır ve bunların tipik bir
örneği olarak, Miller-Fisher Sendromu gösterilebilir.
Görülme sıklığı
GBS, yıllık olarak yaklaşık her 100,000'de 1-2 kişide
görülüyor olmasıyla, nadir bir hastalıktır. Bir yaşın altındaki
çocuklarda çok daha nadir görülürken, bu yaşın üzerindeki yaş
dönemleri arasında hastalığın görülme sıklığı açısından anlamlı bir
fark yoktur. Çocukluk yaş grubu söz konusu olduğunda, cinsiyete göre
görülme sıklığında erkek/kız oranı 3/2'dir; erişkin yaş grubu söz
konusu olduğunda, bu oran biraz daha artar. Çocukluk ya da gençlikte
bir kere geçirildikten sonra, ileriki yaşlarda genellikle tekrarlamaz
ama tekrarlarsa da bu genellikle 30'lu ve 40'lı yaşlarda olur.
Guillain-Barre Sendromunun (GBS) nedenleri nedir?
Bu sendromun nedenleri hakkında geniş bir araştırma ve
yeterli bir bilgi yoktur ancak şu bilinmektedir ki bu sendrom
bağışıklık sisteminin çalışması sonucu oluşmaktadır. Bağışıklık
sistemi bazı durumlarda (günümüzde Domuz Gribi hastalığı veya domuz
gribi aşısı gibi) aşırı uyarıldığı zaman vücut bu sendromu
geliştirmektedir.
Yapılan araştırmalarda rastlanan ilginç sonuçlardan
birisi GBS geliştiren insanların yaklaşık 3 te 2 sinin ishal veya
solunuma bağlı bir hastalık çekiyor olduğudur. Yani ishal veya solunum
zorluğu çekilen hastalıklardan sonra GBS geliştirme oranı ciddi bir
artış göstermektedir.
Esasen viral kökenli bir ishal ya da üst solunum
yolları enfeksiyonu nedeniyle bağışıklık sisteminin vücudun kendisine
karşı (otoimmün) savaşmak üzere tetiklenmesi temel mekanizmayı
oluşturur; bu sendroma özgü olarak da bağışıklık sistemi çevresel
sinirlerin miyelin kılıfına karşı harekete geçer. Hastaların
%50-70'inde, sendromun başlamasından önceki 1-4 hafta içerisinde
geçirilmiş viral bir enfeksiyon öyküsü vardır. Bu durumla en çok
ilişkilendirilebilmiş virüslar ise sitomegalovirüs (CMV), Ebstein-Barr
virüsü (EBV), herpes simpleks virüsü (HSV), insan bağışıklık
yetmezliği virüsü (HIV) ve kızamık virüsüdür. Başka enfeksiyon
etkenleri olarak, hastalığın özellikle kimi alt tiplerinden sorumlu
olabilecek Campylobacter jejuni, Haemophilus influenzae ve Mycoplasma
pneumonia gibi bakteriler de dikkate alınmaktadır.
GBS, nadir de olsa aşılama, gebelik, yakın zamanda
geçirilmiş cerrahi ya da travma, kemoterapi, Hodgkin Hastalığı ve
bağdoku hastalıkları ile de ilişkilendirilebilir.
Belirtileri ve etkileri nelerdir?
Hedef doku ve/veya organlara giden sinirsel elektrik
akımlarını taşıyan sinir uzantılarının (aksonlar) düzgün işlev
görebilmesi için yalıtım görevini üstlenmiş olan miyelin kılıfın
yaygın hasarı sonucunda, çevresel sinirlerin işlevinde bozukluklar
gelişir. Bu bozuklukları, çevresel sinirlerin üzerlerinde sonlandığı
üç temel doku/organ grubunu göz önünde bulundurarak, üç ana grupta
toplamak mümkündür:
En büyük ve ilk belirtisi çift görmedir.
Kasları etkileyen hareket bozukluklarıEl ve parmaklarda
sıkma güçlüğü
Deriyi ekileyen duyu bozuklukları
İç organları etkileyen otonom bozukluklar.
Dolayısı ile de hastalarda tipik olarak görülen
belirtiler şunlar olmaktadır:
Sıklıkla ve ilk olarak yürüme güçlüğü ile kendini
gösteren, sonra da aşağıdan yukarıya yükselen tarzda kas güçsüzlüğü
El, ayak ve ağız çevresinde uyuşma ve/veya duyu kaybı,
ağrı, uzuvların konum duyusunun kaybı
Kan basıncında şiddetli dalgalanmalar, kalp hızı
düzensizlikleri, kabızlık, idrar yapamama ya da tutamama, görme
bulanıklığı.
Kas güçsüzlüğü, ileri vakalarda, solunum felcine ve tüm
beden felcine kadar gidebilir; yüz kaslarında felç ve yutma güçlüğü
gelişebilir. %50-70 vakada yükselen tarzda kas güçsüzlüğü hakim iken,
%40 vakada sadece duysal belirtiler hakimdir. %5-10 kadar vakadaysa,
tipik yükselen tarzda güçsüzlük yerine, kollarda belirgin güçsüzlük
olabilir. Kas güçsüzlüğü görülen vakaların hemen tamamında tendon
reflekslerinde kayıp da görülür. İdrar ve dışkı kaçırma/yapamama ile
ilgili şikayetler genellikle kısa sürelidir ve inatçı değillerdir.
Klinik gidiş
Hastalığı klinik gidişini kabaca üç döneme ayırmak
mümkündür:
İlerleyici dönem: 8 haftaya kadar uzayabilir; %90
hastada 1 ayda sonlanır.
Durgunluk dönemi: 2-4 hafta kadar sürer.
İyileşme dönemi:. Uzun sürebilir; hastalığın toplam
süresi 1 yıla uzayabilir.
Tanı
Elektromiyografi (EMG), sinir iletimi çalışmaları ve
beyin-omurilik sıvısı (BOS) incelemesi tanıda kullanılabilecek
araçlardır. EMG ve sinir iletimi çalışmaları ile sinir iletim
hızlarında yavaşlama, BOS incelemesinde ise genellikle normal ya da
hafifçe yükselmiş hücre sayımı ile birlikte artmış protein içeriği
saptanır ki, tüm bunlar yoğun miyelin yıkımı ve miyelin kaybını
doğrular. Ancak, bu bulgular genellikle hastalığın 1. haftası geride
kaldıktan sonra belirgin hale gelir. Dolayısı ile de hastanın erken
tanısında en önemli olan tanı araçları hastadan alınacak iyi bir öykü
ve yapılacak iyi bir muayenedir.
Sağaltım
Başarılı sağaltımın temel taşı, tüm yaşamsal işlevlerin
yakından izlenerek sürdürülmesi gereken destekleyici bakımdır.
Hastalığın gelişiminde bağışıklık sistemi rol oynadığı için, plazma
değişimi ve/veya 5 gün içinde tamamlanacak şekilde düzenlenmiş damar
içi immünglobülin uygulaması ile hastalığın seyrinde iyileşme
sağlanabilir; bu uygulamalar ile solunum felcinin ve hastanın yapay
solunum cihazına bağlanmasının önüne geçilebilir. Damar içi
immünglobülin uygulamasında doz ve süre çok önemlidir; sınırlar
aşılırsa, hepatit ya da nadiren böbrek yetmezliği görülebilir.
Sağaltımda kortikosteroidler de kullanılabilir ama belirtilerin
ilerlemesine sebep olabildikleri için, güncel yaklaşımlarda öncelikli
sağaltım seçenekleri arasında yer almazlar.
Sağaltım açısından çok önemli olan destekleyici bakım
temel olarak şunları içerir:
Olası enfeksiyonlar ve akciğer embolisine karşı
önlemler
Deri, göz ve eklemlerin bakımı
Uygun beslenme ve sıvı-elektrolit dengesinin izlenmesi
Barsak ve mesane bozukluklarının sağaltımı
Ağrı sağaltımı
Psikolojik destek
Olası sonlanım
Hastaların yaklaşık olarak %80'i 1-12 ay içinde tamamen
iyileşirken, %5-10 hastada ağır hasar kalabilir ve %3-5 kadar hasta da
ölebilir. İyileşme oranı yüksek olsa da oldukça yıpratıcı olan bu
hastalıkta ölümlerin temel nedeni yetersiz destekleyici sağaltım ve
buna bağlı dolaşım-solunum sistemi komplikasyonlarıdır. Bu durum
özellikle de ağır vakalarda yapay solunum cihazına bağlanmayı da
gerektirebilen durgunluk dönemi için geçerlidir ve en iyi yoğun bakım
birimlerinde bile ölüm oranı %2-3'ün altına çekilememektedir.
İyileşme dönemi sona erdiğinde, tendon refleksleri eski
durumuna dönemeyebilir ve yaklaşık %20 hastada güçsüzlük kalabilir.
Hangi hastalıklardan sonra GBS geliştirme riski daha
yüksektir?
İshal çekilen hastalıklar.
Solunum güçlüğü çekilen hastalıklar.
Grip vakaları.
Grip aşıları sonrası.
Campylobacter jejuni enfeksiyonları
sitomegalovirüs ve Ebstein Barr virüslerinden etkilenme
GBS geliştirmeye neden olabilmektedir.
Domuz gribi aşısı GBS ye neden olur mu? Bundan
korkmalı mıyız?
GBS ilk defa 1976 yılında fark edildi. O yıllarda ABD
de bir tür grip aşısı kampanyası yapıldı. Bu aşı kampanyalarla
duyuruldu ve bir çok kişiye uygulandı(bir kaynağa göre bu aşı
günümüzdeki domuz gribi aşısıyla aynıdır. Yani domuz gribi 1976 dan
beri izlenmektedir.)
Bu aşı kampanyası sırasında bazı kişilerin GBS
geliştirdiği saptandı. Daha sonra grip aşısıyla GBS arasında bir bağın
mevcut olup olmadığı sürekli araştırıldı. Sonuç olarak domuz gribi
aşısı dâhil grip aşılarının GBS geliştirmede etkili bir faktör olduğu
anlaşıldı. Ancak burası önemlidir grip aşılarından sonra GBS
geliştirme oranı abartıldığı kadar yüksek değildir. ABD ulusal sağlık
araştırma kurumu grip aşılarının GBS ye neden olama oranını 1000000
(bir milyon) da 1–3 olarak duyurmaktadır. Bu oran domuz gribi aşısında
100000(yüz bin) de 1 olarak ortaya çıkar.
Sonuç olarak şunlar söylenebilir.
Guillain Barre sendromu çevresel sinir sisteminin
etkilenmesiyle ortaya çıkan bir durumdur.
Çevresel sinir sistemini etkileyen asıl etken ise
insanın kendi bağışıklık sistemidir.
Bu rahatsızlık deride yalancı hislerden tutun da felce,
solunum durmasına ve hatta ölüme neden olabilmektedir.
GBS solunum güçlüğü ve ishale neden olan hastalıklardan
sonra veya grip gibi hastalıklardan sonra görülebilmektedir.
Hastalık veya yapılan aşının etkisi ne kadar güçlü ise
GBS görülme riski de o kadar fazladır.
Bütün grip aşılarından sonra GBS görülme riski artar
ancak domuz gribi aşısından sonra bu oran biraz daha artar fakat bu
oran ancak 100.000(yüz bin) de 1–2 dir.
GBS virütik hastalıkların sonucudur. Kendi başına bir
hastalık değildir.
ABD de yapılan araştırmalara göre domuz gribinin
kendisi daha fazla oranda GBS ye neden olmaktadır. Domuz gribi aşısı
ise gerçek hastalığa nazaran daha az oranda GBS ye neden olmaktadır. |