|

Doğum : 13.05.1979
- Mardin
Eğitim :
1985-1990 /
Bahçelievler Koza İlkokulu
1990-1993 /
Bahçelievler Dr.Refik Saydam Ortaokulu
1993-1997 /
Ataköy Süper Lise
1997-2003 /
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2003-2005 /
American University Washington College Of Law
Yüksek Lisans
2006-....... /
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Doktora
Yabancı Diller :
İngilizce - Çok İyi Düzeyde
Fransızca - Orta
Düzeyde
Arapça - Orta
Düzeyde
Yayınlanmış
Makaleleri : İnsan Hakları Bağlamında Sakat Hakları
1979 yılında Mardin’de doğdum. Doğumumu izleyen
tarihlerde İstanbul’a geldiğimiz ve daha sonra da dönmediğimiz için
Mardin’i ancak anlatılanlarla, seçebildiğim resimler ve bazı
televizyon programlarıyla tanıyabildim. Sanırım bu yüzden “Kartal
yuvası” olarak da adlandırılan Mardin, gizemli ve efsanevi olduğunu
düşündüğüm bir masal kenti oldu hep.
İlkokula Bahçelievler Kazım Karabekir İlköğretim
Okulunda başladım. Koza İlkokulunda tamamladım. Ortaokulu ise Dr.
Refik Saydam İlkokulunda okudum. Okuma sevgim de özellikle ortaokulda
güçlendi. Ortaokul son sınıfa geldiğimde kendime bir meslek
belirlemiştim. Psikoloji okumayı düşünüyordum. Bu arada 2,5 yaşında
göz kayması ile başlayan görme sorunum. Eğitim hayatımdaki etkisini
ilk olarak ilk ilkokul üçüncü sınıfta göstermeye başlamış, yazılar
küçüldükçe okuma güçlüğüm de artmaya başlamıştı. Annem ve babamın
öğretmen olmaları en büyük şansım olmuştu. Görme sorunu okumamı
etkilemeye başlamadan önce de ilkokul öğretmeni olan annem derslerimle
yakından ilgilenirdi. Sorunun başlamasıyla okunacak kitap, dergi ve
benzerlerini annem okumaya başladı ve annemin bu desteği üniversite
hazırlığı da kapsayan, eğitim hayatımın büyük bir kısmında sürdü.
Babam da ortaokulda özellikle Fen Bilgisi derslerinde bana destek
oldu. Görme sorunuma optik atrofi tanısı kondu. Başka deyişle beyinden
göze giden sinirlerin zayıf olduğu konusunda doktorlar görüş
birliğindeydi ve görme sorunundaki ilerleme de uzunca bir süre
izlendi.
Ortaokulu dereceyle bitirmek okuma sevgimi pekiştirdiği
için halk değişiyle “süper lise” olarak adlandırılan ve o tarihlerde
yeni yaygınlaşmaya başlayan okullardan birine başlamak istiyordum.
Bununla birlikte ailem yorulacağımı düşünerek beni bu fikirden
vazgeçirmeye çabaladı. Ancak, şansımı denemekte ısrarlı olduğumu
görünce kabul ettiler. Not ortalamam girmek istediğim liseye de uygun
olduğu için Ataköy Hasan Polatkan Lisesine girdim. Ocak 1997’de bu
okulu bitirdim. Psikoloji okuma isteğim lisede de sürdü bununla
birlikte, sınava hazırlandığım tarihlerde bazı hocalarım hukuk yazmamı
da önerdiler. Sosyal bilimlerin geneline ilgim olduğu için hukuk
yazmaya da böylece karar verdim. Haziran 1997’de girdiğim ÖYS olumlu
sonuçlanmış ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girmiştim.
Görme zorluğumun yanı sıra, görme sorunu kadar olmasa
da işitme sorunu da yaşamaya başlamıştım. Bu sorun ilk olarak lisede
ortaya çıktı. Kendisini tam olarak üniversite yıllarında hissettirmeye
başladı. Amfilerde akustiğin bozuk olmasının da etkisiyle hocaları
yeterince duyamamaya başlamıştım. Bu sorun sınavlarda da çok zorlu
anlar yaşamama yol açmıştı. Olumsuz sınav koşulları ve benzeri başka
tersliklerle dolu bu eğitim serüveni Haziran 2003’te İstanbul
üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmemle noktalandı.
İstanbul üniversitesi Hukuk Fakültesine girdiğim
tarihlerden başlayarak hukuk alanında nasıl çalışmak istediğim de
kafamda biçimlenmişti. Okumak ve araştırmak benim iki vazgeçilmez
tutkumdu. Bu tutkumun etkisiyle boş zamanlarımda da sürekli okur bazen
yazma denemeleri de yapardım. Bu nedenle gelecekte, yapacağım iş,
okuma, araştırma ve yazma üçgenini bünyesinde barındıran bunlara ek
olarak hem öğrenebileceğim hem de öğretebileceğim bir ortamda
geçmeliydi. Gençlerle bir arada olmak da beni ayrıca heyecanlandıran
bir başka etken olduğu için bütün bu aradıklarımı yalnız üniversite de
bulabileceğim kanısına vardım ve üniversite yıllarının başından sonuna
kadar bu düşüncemde bir değişiklik olmadı. Tersine bu bir düştü ve ben
bu düşün peşine düşecektim. Bu süreç içinde sıkça yinelediğim ve kimi
arkadaşlarımın da “yine mi o sözler” diye gülümsemeden geçemediği,
Octavio Paz’ın “Kurduğunuz düşlere yaraşmaya çalışın!” sözlerinden
esinleniyordum.
İstanbul üniversitesi Hukuk Fakültesindeki eğitim
hayatım özellikle olumsuz sınav koşulları dolayısıyla sorunlu geçtiği
için, bu ilerleme isteğimin ilk basamağına bile bu okulda adım atmamın
ne kadar zor olduğunu görünce yurtdışında mastır olanaklarını
araştırmaya başladım. Büyük ölçüde internetten yaptığım araştırmalar
sonucu ABD’nin engellilere özellikle teknik donanım konusunda
olanaklar sağlayabildiğini gördüm. Bu arada ABD’de hukuk mastırı
konusunda bazı yerlere danışmak istedimse de, “ABD’de hukuk eğitimi
çok farklıdır o yüzden pek ilgili değiliz” türünde yanıtlar aldığım
için araştırmalarımı büyük ölçüde kendim internetten yaptım. American
University Washington College of Law’a başvurdum. Washington DC’de
bulunan bu okul engellilerle ilgili deneyimli olduğu için özellikle bu
okuldan kabul almayı çok istiyordum. Ayrıca Washington DC’deki
yapılanmayı gözlemlemek istediğim için daha çok bu bölgedeki okullar
üzerinde duruyordum. Mayıs 2003’te başvurumun kabul edildiğini
öğrendim. Haziran 2003’te İstanbul üniversitesi Hukuk Fakültesini
bitirmemle birlikte ABD’ye gidebilmek için en büyük engel ortadan
kalkmış oldu. Ağustos 2003’te Amerikan Üniversitesi Washington Hukuk
okulundaki eğitimime başlamak amacıyla ABD’ye gittim.
ABD’de ilk gözlemlediğim, öğrenci veya çalışma
hayatında olan herkes çok yoğun yaşıyor. Dolayısıyla benim günlerim de
oldukça yoğun geçiyordu. Bununla birlikte, çalışma koşullarım ve
ABD’de engellilere karşı bakış açısının daha olumlu olması dolayısıyla
çalışmalarım daha rahat sürdü. Okulda ders çalışabilmek için bana
ayrılan odadaki okuma cihazı aracılığıyla ders materyallerini okuyor,
çalışmalarımla ilgili sorunları yetkililerle konuşarak çözümlemeye
çalışıyordum. Washington DC’de sadece eğitim alanında değil gündelik
yaşamda da engellilere karşı bakış açısının Türkiye’ye göre daha
olumlu olduğunu gözlemliyorum. Türkiye’de özellikle önyargının
engellilere karşı olumsuz bakış açısında belirleyici olduğunu
düşünüyorum.
ABD’deki olanaklara karşın, Türkiye’de çalışmayı
hedefliyorum. Mastır eğitimimi tamamladıktan sonra doktora yapmayı
amaçlıyorum. Türkiye’de veya ABD’de. –ABD’de doktora finansal kaynak
bulabilmeme bağlıdır.- Türkiye’de doktora yapmak için girmem gereken
Lisansüstü Eğitim sınavında karşılaşacağım engeller, ABD’de doktora
yapma düşüncemi güçlendirdiğinden bu düşüncemi ABD’de gerçekleştirmeyi
amaçlıyorum. Başta sözünü ettiğim düşümü gerçekleştirmek çerçevesinde
bu öğrencilik sürecinin devamını umuyorum.
Boş zamanlarımda kitap okumayı değişik yerler görmeyi
yazı yazmayı severim. Önceleri org çalıyordum şimdilerde pek zaman
bulamıyorum. Gitara da başlamıştım ancak kaldı artık müzik sevgimi
dinleyici olarak sürdürüyorum. 6 Ocak 2004
(ekleyen Avni Arıkan) 2005 yılı mayıs ayında Amerikan
Üniversitesi Washington Hukuk Okulu'nda insan hakları hukuku
ağırlıklı, uluslararası hukuk mastırı yaptı ve Türkiye’ye döndü. 2006
yılı güz döneminde, kabul edildiği İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesinde, İnsan Hakları ve Ayrımcılık konulu doktora çalışmasına
başladı. Derslerde not tutma, ödev hazırlama ve sınavları alma gibi
temel konularda bezdirici zorluklarla karşılaştı. Mücadele etmekten
yılmadı. Keskin zekâsı, entelektüel ve sevimli kişiliği ile sorunların
üstesinden gelmesini bildi. 2008 yılı yaz aylarında hastalığı
ağırlaştı. Yazlıktan, İstanbul’a döndükten sonra yazdığı iletide şöyle
yazıyordu; “17 Ekimde İstanbul'a geldik. Ben yol boyunca yattım. Eve
vardığımızda babama, bir hastalığa yakalanmış olabileceğimi ve belki
de yaşayamayacağımı söyledim. O da: "Seni yaşatmak için her şeyi
yapacağım" dedi. Yaptı, yaptılar da.”
Çok uzun süren fizik tedavi ve rehabilitasyon, çeşitli
muayeneler, testler sürekli yatar durumda olması, Doktora
çalışmalarını aksattı ve 2009 yılı başında okulundan izin aldı.
İnsan hakları konusunda çalışmayı seviyordu. Yazmayı da
seviyor düşüncelerini deneyim ve gözlemlerini yazıya döküyor ve
Radikal gazetesinde yayımlatıyordu. Bir iletisinde şöyle sesleniyordu
bana; “Bak ne diyeceğim? İnsanlar sürekli, "engelliler haklarına sahip
çıkmıyor", "hak talebi yok" gibi lakırdılar ediyor. Ben de biraz
böyleydim. Bardağın boş kısmını daha çok görürdüm. Ancak bazı
ayrıntılar var. Onları yok saymak anlamına geliyor bu düşünce. Bunun
yanlışlığını gördüm sonradan. En azından ben böyle düşünüyorum.
Olmayanı söylemek gerekir. Ancak olanı da görmezsek bulunduğumuz yeri
değerlendirmede yanlışa düşeriz gibi geliyor bana. Örneğin, nüfus
konusunda siz bir dava açtınız ve kazandınız. Rehabilitasyon merkezi
için "Okuluma Dokunma" etkinlikleri vardı. Teslime otobüste
yaşadıklarını yargıya taşımak için çaba gösterdi ve başardı. Sen ve
Erol plaka davası açtınız bunun için mücadele veriyorsunuz. Ne
bileyim, "hak talebi yok, engelliler haklarına sahip çıkmıyor" demek
haksızlık olur gibime geliyor benim. Bir şeyler var ama henüz yeterli
ve yaygın olmayabilir. Bunun da birçok kişi bilincinde aslında. Yanlış
mı sence?”
Bir başka iletisinde düşüncelerini şöyle aktarıyordu;
“Avnicim, bence mücadele yalnız hukuksal yolların tüketilmesiyle
olmuyor. Arada bir eylemselliğe de dökülmesi zorunlu diye düşünüyorum
ama eylem sözü birçok kişiyi ürkütüyor. Bu tür mücadelelerin politik
yönleri ağırlıklıdır. Dolayısıyla hukuk bazen yardımcı olur, bazen
engeller. Bazen de merhem olması gecikir. Oturup beklemek bu
durumlarda her zaman doğru olmayabilir gibi geliyor bana. Bak, Okuluma
Dokunma etkinliklerini anımsarsın belki. İmza kampanyasına sen de
destek vermiştin.”
İnsan hakları konusu başta olmak üzere çocuk
suiistimalleri ve hakları ve tabii olarak engelli hakları konusunda
durmaksızın fikir üretiyordu. Yine bir iletisinde şöyle yazıyordu; “Şu
engelsizsiniz olayının sözsel olarak doğru olduğunu; ancak eylemsel
olarak yazdıklarına katılmadığımı söyleyebilirim. Çünkü örneğin ben
"kör ve sağır olduğum halde doktora yapıyorum" dersem, oradaki
"halde", "bile" gibi sözcüklerin varlığı karşısında, zaten kendimi
şaşırmış düşünürüm. Ben yapılabileceğini biliyorum. Neden gereksiz bir
kanıtlama çabası içine gireyim ki?”
Ağır hastalık ve yatağa bağımlılık duygularında
yükselişlere neden oluyordu. Bazen isyan bazen bezginliği yaşıyor ve
şöyle yazıyordu son iletilerinden birisinde; “Kitap okuyamıyorum
Avnicim. En büyük sıkıntım da bu aslında. Gullian Barre gözlerimi fena
etkiledi ve sanırım bu sürecin sonunu beklerken görme yeteneğimin bir
bölümünü de yitirdim. Gözlerim karartılıyken, karartı çıkmayan bölümle
okuyorum. Gören her yer de okuma işlemini yapmıyor. Sağ gözün alt
kısmı okuyor. Benim kaygım da zamanla karartıların oraya sıçrayıp
gözleri okumaz kılması. Moral bozukluğunu göz doktoru yasakladı.
Gullian Barre aradan çekilse durum daha iyi anlaşılacak doktora göre.
Ancak göz sinirleri zaten zayıf olduğu için ve GBS de sinirsel
olduğundan karartının çıktığını söylüyor. İşte bir o yazışma
zorunluluğuyla aldığım negatif enerji morali de etkiliyor. Göz
doktorundan rapor mu alsam ne! Özetle, 1,5 yıldan fazla zamandır
kitap, gazete vb okuyamıyorum. Bekliyorum okuyabilmeyi. Yine
okuyamadığım için okula da dönemiyorum. Özlem biriktiriyorum.
Eğitimime dönmekten gayrı bir isteğim yok. Öyle özledim ki anlatamam.”
Sevgili selen bu özlemini giderme fırsatını yakalayamadı, bu satırları
yazdıktan kısa bir süre sonra 12 Mart 2010 Cuma akşam saat 19:30
sıralarında aramızdan ayrıldı.
Otuzbir yılla sığdırdığı
çalışmalarını ve düşüncelerini gelecek kuşaklara aktarmak konusunda
elimizden geleni yapmaya çalışacağız.
Elimizden başka ne gelebilir ki.
Seni hep sevgi ve saygıyla anacağız sevgili SELEN ÖZEL. |