Takipsizlik verildiği için itiraz ettiğimiz ve birinci
davamızda olay şöyle gelişti;
2 Mart Cuma günü Saat 16;00 da annemle birlikte 34 YID
47 plakalı ve D123 no'lu Bahçeşehir-Taksim Özel Halk Otobüsüne bindik
(2 katlı) .. Tekerlekli sandalyemle orta kapıdan giriş yapıyorum ve
orta kapının yanındaki boşlukta duruyoruz. Hareket ettikten 2 dakika
sonra muavin sandalyemi katlayıp koltuğa geçmemi söyledi. Bunun mümkün
olmayacağını çünkü %95 engelli olduğumu belirttim. Şişhane durağına
geldiğimizde bana otobüsten inmem gerektiğini, yolcularını rahatsız
ettiğimi belirtti. Diğer yolcular gibi ücretimi ödememe rağmen, gelen
geçen insanların bana çarpıp rahatsız olmam düşünülmeden "diğer
yolcuları" rahatsız edeceğimin ifade edilmesi ilk değil tabii ki. Aynı
otobüste bulunan gazeteci bir yolcu ve benim itirazlarım sonucunda
otobüsten atılmadım. Ayakta yolcu alıp otobüsü tıka basa dolduran
ilkel zihniyetler tekerlekli sandalyede birini gördüler mi nedense
diğer yolcularının rahatını düşünür oluveriyorlar..20 yıldır engelli
yaşıyorum. Bu olay yeni engelli olduğum günlere tesadüf etseydi bir
daha dışarı çıkma cesareti bile gösteremezdim herhalde.
Dün duruşması yapılan ikinci dava konusu;
29.Nisan.2007 günü annemle birlikte Taksim otobüs
durağına geldik. Taksim - Bahçeşehir hattında çalışan 34 DR 2734 plaka
sayılı D 107 numaralı Halk Otobüsü duraktaydı. Ön kapıyı açtı,
bekleyen yolcular sırayla binmeye başladılar. Biz orta kapının önüne
gittim ve kapıyı açması için seslendik; Açmadı. Hemen arkamda duran
öğrenciler şoförün bizi duymadığını düşünüp, on kapıdan şoföre
seslendiler; Açmadı. Bütün yolcuları aldıktan sonra orta kapıyı
açacağını düşündüm, herkes bindi; Açılmıyor. On kapıya doğru yaklaştık
"Orta kapıyı açar mısınız" dedik. Elini havaya kaldırırdı "Sizinle mi
uğraşacağım" dedi. On kapıyı da kapattı ve otobüs hareket etti.
Tecrübeli otobüs şikayetçisi olarak hemen plaka ve hat numarasını
kaydettim.
Her iki olayda da önce İETT'ye dilekçe yazarak
şikayetimi bildirdim. Her iki olay için işlem yapıldığı ve ceza
yazıldığı yanıtını aldım. Bu şikayet ettiğim ve yanıt aldığım beşinci
olaydı. Türkiye’de yaşayan bir engelli olarak bu durumu kanıksamak ve
bunlara rağmen yaşamaya devam etmek veya bu tip "ayrımcılık" içeren
davranışlarla mücadele etmek gibi iki seçeneğim vardı. İstanbul Barosu
Engelli Hakları komisyonundan Avukat Güler Polat'a ulaşıp hukuki
destek istedim ve yaşadığım nahoş olayları mahkemeye taşıdık.
Birinci olayda savcı takipsizlik kararı verirken
“Hizmetin verildiği,otobüs muavininin davranışının tasvip edilecek bir
davranış olmadığı; Genel Ahlak kuralları içersinde kınanacak bir
davranış olduğu ve otobüs yolcuları tarafından da kınandığı” (aynen
alınmıştır) gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. Bakırköy Ağır
Ceza Mahkemesine 13.05.2008 günü yapmış olduğumuz itiraz, dosya halen
savcılıktan mahkemeye gönderilmediği için bekliyor.
İkinci olayın ilk duruşması 29.01.2009 tarihinde
yapıldı. Annem ve ben ifade verdik. Şikayetçi olduğum şoför duruşmaya
gelmedi. 02.04.2009 tarihine duruşma ertelendi ve şoförün polis
nezaretinde duruşmaya iştiraki istendi.
Türkiye’de engelli bireylerin asıl sorunu "hayatın
içinde olamamasıdır". En temel hakkı olan ulaşımdan bile
yararlanamayan, bu tip davranışlara maruz kalan bizler, nasıl okuyup,
iş bulup, işe gidip, üretip, sosyal yaşama dahil olabiliriz ki?
Zannımca hükümetler ve toplumun uzlaştığı tek konu; Engelli
sorunlarını görmezden gelmek ve dışlamak.
2005 yılında Türk Ceza Kanunu’nun Ayrımcılık ile
ilgili 122. maddesi "engelliye karşı ayrımcılık" da suç olarak
tanımlandı. Ama bizim açımızda değişen bir şey olmadı. Bir Savcı bizi
otobüsten atmaya çalışan kişinin ayıplanmasını yeterli sayıyor. Ya ben
itiraz etmeseydim, tartışıp kavga etmek yerine utançla, sessizce
inseydim. “Hizmetin verilmiş olması yeterli mi?” Nasıl verildiğinin (
aslında alındığının mı demek lazım? ) hiç mi önemi yok. Amerika’da
zencilerin otobüsün arkasında seyahat etmeleri kuralını yıkmak için
verdikleri mücadele ayrımcılığa karşı mücadeledeydi, hizmeti alıyor
olmaları yeterli miydi? "
"Bir tane insan hakkı ihlali vardır, o da kişiye
farklı davranmaktır" diyor Prof. Dr. İonna Kuçuradi.
|